İçerik ekle template seç, yaz, gönder
hikaye ile ilgili bulabildiğim postlar, videolar, karikatürler, resimler, tweetler, miimler

şöyle bi mesaj geldi
şöyle bi mesaj geldi
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Görsel, bir WhatsApp ekran görüntüsünü gösteriyor. Ekran görüntüsünde, bir kişinin profil resminin üzerine "Yakın arkadaşlar hikayene yanıt verdi" yazısı ile birlikte bir mesaj gönderilmiş. Kişi ise mesajın altına "ben seni yakın arkadaşlarımdan çıkardım sende beni çıkarsana" diye cevap vermiş. Şaka, kişinin bir mesajın "yakın arkadaşlar" özelliğine dahil edilmesi üzerine tepki vermesinde yatıyor. Kişi, bu özelliğe dahil edilmekten rahatsız olduğunu ve yakın arkadaşlarından çıkarılmak istediğini belirterek, alaycı bir şekilde diğer kişiyi de kendisini arkadaşlarından çıkarması için teşvik ediyor.


_ATS2 @Ats200886646 Babam kenar mahalle ...
_ATS2 @Ats200886646 Babam kenar mahalle aralarında millete kaçak ev yapan inşaat ustasıydı. Alacağımız olan hanenin önünden geçmememizi tembihlerdi, görürler yanlış anlarlar ayıp olur diye. Aynı babam beş çocuğunu bırakıp beş çocuklu komşumuzun karısıyla kaçtı gitti. Öyle bir ahlak işte
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

_ATS2 @Ats200886646 Babam kenar mahalle aralarında millete kaçak ev yapan inşaat ustasıydı. Alacağımız olan hanenin önünden...


Efsane tavuk döner floodu
Efsane tavuk döner floodu
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, "Neyse @yokmaalesef" kullanıcı adlı bir Twitter kullanıcısının bir tweet'i görülüyor. Tweet'in metni şu şekilde: "Size tavuk döner tutkum yüzünden arkadaşımın yuvasını yıkma hikayemi anlatayım mı?". Şaka, tavuk döner tutkusunun arkadaşının yuvasını yıkmaya kadar gidecek kadar güçlü olması üzerine kurulu. Bu abartılı bir ifade olup, "çok seviyorum" anlamını taşıyor. Ayrıca, tavuk dönerin bir yiyecek olarak, özellikle evleri yıkacak kadar güçlü bir şey olmadığı da ironik bir şekilde vurgulanıyor. Kısaca, şaka tavuk dönere olan aşırı sevginin abartılı bir şekilde ifade edilmesinden kaynaklanıyor.


Cemal Döleker @cemalfunction. 13 dk Ev a...
Cemal Döleker @cemalfunction. 13 dk Ev arkadaşım otuzbir çekeceği zaman bilgisayarın kamerasına bant yapıştırırdı. CIA'e rezil olmak istemezdi. Bilgisayarda bant varsa anlardım ki Niyazi taze otuzbir çekmiş. Gider saçını okşardım. Ağlardı. 176 Cemal Döleker Retweetledi aşağı ayrancılı fikri @antiklerikalism 69 @cemalfunction adlı kişiye yanıt olarak Döllerin ekranima değince Felaketim olurdu ağlardım Attıran İlhan
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Bu resimde, iki Twitter gönderisi var. İlk gönderide Cemal Döleker adında bir kullanıcı, arkadaşının bilgisayarına bant yapıştırdığı ve bunun neden olduğu utançtan bahsediyor. İkinci gönderide, @antiklerikalizm adlı kullanıcı Cemal'in gönderisine cevap olarak, Dillerin ekranına değince felaketim olurdu ağlardım, Attıran İlhan diye bir cevap veriyor. Şaka, Cemal Döleker'in arkadaşının bilgisayarına bant yapıştırmasıyla ilgili anlattığı hikayenin, gerçekçi olmaktan çok abartılı olması ve bunu attıran ilhan'ın bir atasözü olarak kullanmasıyla ortaya çıkıyor. Kısaca, Cemal'in hikayesi "ilhan" hikayesine benziyor.


Volkswagen Italy, please never change yo...
Volkswagen Italy, please never change your Instagram handle. W volkswagenitalia 1,052 Posts See Original … 138 k 120 Followers Following Volkswagen Italia Welcome to the official Instagram page of Volkswagen Italy
Yapay zeka açıklaması

Volkswagen Italy, please never change your Instagram handle. https://t.co/BD2efn63za W volkswagenitalia 1,052 Posts...


Aynen kardeşim, Netflix bu toplumun “güz...
Aynen kardeşim, Netflix bu toplumun “güzel” ahlakını bozuyor Luis Berder 1g.Ⓡ ELİTE ANKARA Bu kızın adı Derya, alttakiler de görümce ve kaynana tayfası. Derya'nın rahmetli kocası atıklar üyesi olabilecek potansiyelde kesinlikle. Neyse bu Derya kocasını aldatıyor bütün köye veriyor. Kocası da kıza beni nasıl aldattın diyerek detaylıca anlattırıyor bütün ilişkileri. Herif kadının anlattıklarıyla kendini tatmin ediyor. Kadının onu aldatmasından zevk alıyor. Alttaki görümcelerden biri kocasını ve dört çocuğunu bırakıp, kocasının en yakın arkadaşı ile kaçıyor. Derya'nın annesi, Derya'nın kayınbabası ile kırıştırıyor. Kaynana, daha önce kocasını enişteyle aldatıyor. Görümcelerden bir diğeri kocasını aldattığı an yakalanıyor ve babasının evine yolluyorlar. ä Derya'nın kocasının kankası var bi de adı Emre. Derya Emre'yi de es geçmiyor Emre'ye de veriyor. Emre'nin annesi de Derya'nın kocasının amcasına veriyor zamanında. Köyde karıyı dövüyorlar, elini ayağını
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir haber metni ve haber sunucularının görüntüsü var. Haber metni "Derya" adında bir kadının, hem kocası hem de kayınpederi tarafından aldatıldığını ve kayınpederinin Derya'nın kocası Emre'yi öldürdüğünü anlatan bir haber. Metnin sonunda "Koyde kim kimin çocuğu belli olmadığı için çocuğa DNA testi yapilamiyor" yazıyor. Bu haberdeki espri, Derya'nın hem kocası hem de kayınpederi tarafından aldatıldığı ve kayınpederinin Emre'yi öldürdüğü bilgisine rağmen çocuğun biyolojik babasının kim olduğunun hala bilinmemesi. Bu durum, haberin absürt bir şekilde karmaşık ve gerçekçi olmayan bir hikayeyi anlatmaya çalıştığını gösteriyor.


Arkadaşımın başına böyle bir olay gelmiş...
Arkadaşımın başına böyle bir olay gelmiş sizce kim haklı?
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir WhatsApp sohbetinin ekran görüntüsü var. Sohbetin konusu, kişinin arkadaşıyla bir mekanda karşılaşması ve arkadaşının sarhoş olması. Arkadaşıyla bir süre kalıp sabah erken saatlerde ayrıldığı ve yorgunluktan hemen uyuyakaldığı anlatılıyor. Şakayı anlamak için Türk kültüründe sarhoşluğun nasıl algılandığını anlamak önemli. Türk kültüründe sarhoş olmak genellikle olumsuz bir şey olarak görülür ve sarhoş olan kişi genellikle eleştirilir. Bu sohbette, kişi arkadaşının sarhoş olduğunu ve arkadaşının bu durumun bir sonucu olarak garip davranışlarda bulunduğunu kabul ediyor. Ancak, sohbette arkadaşına karşı bir alaycı veya olumsuz tavır yok. Bunun yerine, kişi arkadaşının durumunu anlıyor ve olayı komik bir şekilde anlatıyor. Bu, Türk kültüründe sarhoşluğa ilişkin mizah anlayışının bir örneğidir. Şakanın özünde, kişinin arkadaşının sarhoşluğundan kaynaklanan durumları komik bir şekilde anlatması ve arkadaşına karşı empati göstermesi yatıyor. Resimde WhatsApp sohbet ekranı var. Sohbet sırasında iki kişi arasında geçen şu diyalog görülüyor: * "sorumsuzca davrandım" 22:36 * "kusuruma bakma" 22:36 * "alkol almicam dedin" 22:36 ✓ * "alkol almışsın" 22:36 ✓ * "dün dediğini bugün yapıyorsun" 22:36 ✓ * "çok değişkensin" 22:36 ✓ * "ve bunlar bana göre değil" 22:37 ✓ * "konuşmak istemiyorum" 22:37 ✓ * "lütfen kendine iyi bak" 22:37 ✓ Şaka, bir kişinin önce alkol almayacağını söylemesi, ancak daha sonra yine alkol aldığını gösteren davranışlarda bulunması üzerine, diğer kişinin bu değişken tavrı eleştirerek "çok değişkensin" demesinde yatıyor.


Someone had to say it (@dudewithsign)
Someone had to say it (@dudewithsign)
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir adam, "12 Hikaye Anlatmaya Gerek Yok, İyi Doğum Günleri" yazılı bir tabela tutuyor. Adamın, doğum gününü kutlayan birine doğum günü dileklerini iletişim kurmanın tek yolunun uzun hikayeler anlatmak olduğunu düşündüren arkadaşına veya tanıdığına yaptığı bir şakayı temsil ediyor. Bu şaka, arkadaşının doğum gününü kutlamak için yaratıcı ve biraz da absürt bir yol olması nedeniyle eğlenceli.


Excel hikâye özelliği eklemiş 🤣
Excel hikâye özelliği eklemiş 🤣
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde bir Excel elektronik tablosu görüyoruz. İlk satırda "Your Story" ve ardından 5 kolon başlığı var: "Sharon", "Ashton", "Lauro", "Shaon" ve boş bir kolon. Daha sonra da satır numaraları 1, 2 ve 3 var. Bu tablonun başlığı ve kolon isimleri, tablodaki boş hücrelere yazılacak isimlermiş gibi. Ancak her bir kolon başlığının altında ilgili kişinin fotoğrafı var. Dolayısıyla "Sharon" kolonunda bir kadın fotoğrafı var, "Ashton" kolonunda da bir erkek fotoğrafı var ve bu böyle devam ediyor. Bu resimdeki espri, Excel tablosundaki kolon isimlerini kullanarak gerçek isimleri gizlemek ve bunun yerine resimlerdeki kişilerin isimlerini kullanmaya teşvik etmek. Bu durum, kişilerin gerçek isimlerini kullanmaktan kaçınmak veya gizli kimliklerde kalmak için bir şaka olarak yorumlanabilir. Resim, Excel'in basit bir araç olmaktan ziyade iletişim ve yaratıcılık için de kullanılabileceğini gösteriyor. Resimdeki espri Türkçe olarak şöyle ifade edilebilir: "Excel'de kolon isimleriyle biraz oynayarak, gerçek isimleri gizlemek ve bunun yerine resimlerdeki kişilerin isimlerini kullanmak, bir şaka gibi. Bu durum, kişilerin kimliklerini gizlemek ve daha eğlenceli bir iletişim kurmak için Excel'i kullanabileceğini gösteriyor."


Diyemediklerimizi yazıyoruz tweetin altı...
Diyemediklerimizi yazıyoruz tweetin altına · www TOOD! 8999 DIYEMEDİM
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, bir binanın dış duvarında "Diyemedim" yazısı ve önünde yürüyen bir adam görülüyor. Şaka, duvar yazısının "Diyemedim" sözünün, çoğu zaman kişinin söyleyemediği, söylemek istediği ama söyleyemediği bir şeyden sonra kullanıldığını göstermesi. Adamın, "Diyemedim" yazısıyla alay edercesine yürüyerek, "Şimdi de diyeceğim" gibi bir anlam çıkardığı yorum yapılabilir. **Açıklama:** Resimdeki duvar yazısıyla, kişinin bir şeyi söyleyememesi üzerine kullanılan bir ifadeye gönderme yapılıyor. Bu ifade genellikle, söylenmeyen bir şeyin altında yatan duygu veya düşüncenin dışa vurulmayan, söylenmeyen halini ifade ediyor. Adamın "Diyemedim" yazısının önünde yürümesi, sanki bu ifadeyi reddediyor ve kendi söyleyeceği sözlerin beklentisini oluşturuyor gibi bir anlam taşıyor.


Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadü...
Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadüfler hakkındaki düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum:) Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, taş binalardan oluşan, dar ve eski bir sokak görülüyor. Sokak, hikayede bahsedilen Rosie'nin kardeşini bulmaya çalıştığı yer gibi görünüyor. Hikayenin espri kısmı, Rosie'nin kardeşini uzun süre aramasına rağmen, tüm bu süre boyunca onun komşusunun evinde yaşadığını ve birbirlerini bilmeden arkadaş olduklarını fark etmesi. Yani, Rosie'nin kardeşini arama çabası aslında çok anlamsız ve ironik bir durum yaratıyor. Fotoğrafta Chris Benoit, karısı ve oğlu görülüyor. Resmin altında yazan metinde, Benoit'nin 2007 yılında karısını ve oğlunu öldürüp ardından intihar ettiği ve cesetlerine ancak saatler sonra ulaşıldığı söyleniyor. Ayrıca Benoit'nin Wikipedia sayfasında intihar etmeden önce "kişisel sorunlar yaşadığı" yazıldığı ve bu bilginin sızma ihtimalinin olmadığı belirtilerek yazan kişinin kimliğinin tespit edilmeye çalışıldığı belirtiliyor. Şaka, Chris Benoit'nin Wikipedia sayfasına "kişisel sorunlar yaşadığı" yazılmasının, aslında öldürme olaylarının sebebinin cinnet olduğunu anlamak için alaycı bir şekilde ifade edilmesi. Fotoğrafta kırmızı giysiler giymiş bir kilise korosu görülüyor. Yazıda, Nebraska, Beatrice'te bir kilisede meydana gelen patlamanın, 1 Mart 1950'de gerçekleştiği ve kimsenin yaralanmadan kurtulmadığı belirtiliyor. Bunun nedeni ise korunun her sabah 7:15'te pratik yapmak için kilisede toplanması, o sabah ise 15 üyenin kişisel sebeplerden dolayı kiliseye geç kaldığı ve patlamanın gerçekleştiği saatte kilise çevresinde kimsenin olmaması. Fıkra, kilise korosunun her sabah 7:15'te pratik yapmasının ve 15 üyenin kişisel sebeplerden dolayı geç kalmasının, patlamanın gerçekleştiği saatte kilisenin boş olmasına ve kimsenin yaralanmamasına yol açtığını ironik bir şekilde anlatıyor. Fotoğrafta, sol tarafta genç bir kadın ve sağ tarafta Jack Frost resminin olduğu bir kart var. Altta ise "Hayatın yalnızca tesadüflerden oluştuğuna mı inanıyorsunuz? Yoksa yaşanan her olay tıpkı birer yapboz parçası gibi aslında büyük resmi oluşturmaya mı çalışıyor? Bazen öyle şeyler oluyor ki, bunları yalnızca bir tesadüf olarak adlandırmamız mümkün değil. Okuduğunuz her maddede tesadüf denen şeyin varlığına inanmakta zorlanacağız bu olaylar hakkında düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum. Haydi yana kaydırın." yazıyor. Bu, kadın Jack Frost'un resminin olduğu kartı elinde tutuyormuş gibi bir efekt yaratılmış. Yani, tesadüflerin birbiriyle nasıl bağlantılı olabileceğine dair bir şaka. Bu fotoğrafta sol tarafta Violet Jessop adında bir kadın var. Jessop, White Star Line şirketinin inşa ettiği üç büyük gemide (Olympic, Titanic ve Britannic) çalışmış bir hemşireydi. Bu üç gemi de talihsiz olaylar sonucu denizin dibine battı. Ancak Jessop, her üç gemiden de kurtulmayı başardı. Bu nedenle de "Batmaz Jenny" lakabını aldı. Fotoğraftaki mizah ise, Jessop'un bu üç gemide de çalışması ve her üçünden de kurtulması nedeniyle "Batmaz Jenny" lakabıyla anılıyor olmasına rağmen, bu olayların tek tesadüf olmasının mümkün olup olmadığını sorgulaması. Fotoğrafta Titanik gemisinin iki farklı fotoğrafı ve Titanik batmadan önce batmasını öngören bir yazarın kitabı var. Resmin altındaki açıklamada yazarın Titanik'in hikayesini 14 yıl önceden yazdığı ve kitabında batmayan bir gemi olduğundan bahsettiği belirtiliyor. Bu ironik bir şekilde gerçekte gerçekleşen Titanik'in batışına benziyor. Bu nedenle, yazarın batan geminin kitabını yazdığını söyleyerek mizah yaratılıyor. Resimde Bruce Lee ve oğlu Brandon Lee var. Brandon Lee, babasının "Ölüm Oyunu" filminin çekimleri sırasında gerçek kurşunla vurularak öldü. Brandon Lee, daha sonra "Karga" filminde babasının oynadığı karaktere benzer bir şekilde bir silahla vurularak hayatını kaybetti. Bu yüzden resimde, Brandon Lee'nin vurulmasıyla ilgili bir şakaya işaret ediyor, sanki "Karga" filminin çekimleri sırasında gerçek kurşunla vuruldu gibi. Fotoğrafta iki kadın resmi var. Üstteki resim Mary Ashford adlı bir kadını gösteriyor. Alttaki resim ise Barbara Forest adlı bir kadını gösteriyor. Yazıda Mary Ashford'un 1817'de vahşi bir cinayetle öldürüldüğü ve katilinin Abraham Thornton olduğu belirtiliyor. Thornton yeterli delil olmadığı için serbest bırakılmış. Ancak Mary'nin erkek kardeşi William, katilin bulunması için çok uğraşmış fakat başaramamış. Yazının devamında 157 yıl sonra aynı köyde yaşayan Barbara Forest'ın da aynı şekilde öldürüldüğü ve Barbara'yı öldüren kişinin de Abraham Thornton olduğu belirtiliyor. Abraham Thornton da yetersiz delil yüzünden serbest bırakılmış. Bu durum, aynı katilin 157 yıl sonra aynı köyde benzer bir cinayet işlediğini ima ediyor ve mizahı da buradan geliyor. Kısacası, bu fotoğraf ve yazı, aynı cinayetin 157 yıl sonra tekrarlanmasını mizahli bir şekilde ele alıyor. Bu fotoğrafta, ABD'nin 16. Başkanı Abraham Lincoln ve 35. Başkanı John F. Kennedy'nin resimleri yan yana yerleştirilmiş. Altında ise, iki başkan arasındaki şaşırtıcı benzerliklerden bahsediliyor ve her ikisinin de Cuma günü öldürüldüğünü belirtiyor. Şaka, iki başkanın benzerliklerini, ölüm günlerini ve isimlerinin benzerliğini abartarak komik bir şekilde sunmasıdır. Bu fotoğraf ve yazı, iki önemli başkan arasında şaşırtıcı ve benzersiz paralellikleri vurgulamak için esprili bir şekilde kullanılmış. Bu fotoğrafta, iki adamın yan yana resimleri yer alıyor. Resimlerin altında, Hoover Barajı'nın inşaatı sırasında ölen bir baba ve oğlunun hikayesi anlatılıyor. Baba 20 Aralık 1935'te ölmüş ve 13 yıl sonra aynı tarihte oğlu da ölmüş. Bu fotoğraftaki mizah, 13 yıl sonra oğlunun da aynı günde ölmüş olmasının rastlantısına ve ironisine dayanıyor. Bir şekilde, baba oğluna ölüm tarihini miras bırakmış gibi görünüyor.


Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadü...
Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadüfler hakkındaki düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum:) Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde, dar ve taşlarla döşeli, eski bir İngiliz sokağının bir kısmı görülüyor. Resmin altındaki metinde, Rosie Davis adlı genç bir kadının, henüz üç aylık bir bebekken bir aileye evlatlık olarak verildiği, daha sonra da üç erkek kardeşinin olduğunu öğrenip onları aramaya başladığı anlatılıyor. Rosie kardeşlerinden Sid ve John'u kolayca bulmayı başarmış ancak Chris'i bulmayı bir türlü başaramamış. Uzun uğraşlar sonucunda Rosie Chris'in aslında bunca zamandır burnunun dibinde olduğunu keşfetmiş. Chris ve onu evlat edinen aile Rosie'nin evinin karşı sokağında yaşıyormuş. Üstelik kardeş olduklarını bilmeden tanışıp arkadaş olmuşlar. Chris de Rosie'yi aramış ancak bir türlü bulamamış. Bu metin, hayatın ironik yönünü ele alan bir espri içeriyor. Rosie, aradığı kardeşin çok yakınında olmasına rağmen onu bir türlü bulamamış. Bu durum, bazen aradığımız şeylerin aslında çok yakınımızda olduğunu, ancak fark edemediğimizi gösteriyor. Fotoğrafta Chris Benoit, karısı ve oğlu ile beraber gülümsüyor. Resmin altında ise Chris Benoit'nin karısını ve oğlunu öldürüp ardından intihar ettiğine dair bir açıklama var. Bu resimdeki espri, Chris Benoit'nin aslında fotoğrafta görüldüğü gibi mutlu bir aile babası gibi görünmesine rağmen, trajik bir cinayet ve intihar vakasının sorumlusu olduğuna dikkat çekiyor. Fotoğrafta Chris Benoit'nin gülümseyen yüzünün, gerçekte yaşanan karanlık olaylar ile çelişkili olması, durumu ironik hale getiriyor ve okuyucuda bir şok etkisi yaratıyor. Fotoğrafta bir kilisede koroyu söyleyen bir grup insan var. Alttaki yazıda 1 Mart 1950'de bu kilisede meydana gelen bir patlamadan kimsenin yaralanmadan kurtulması mucizevi bir olay olarak anlatılıyor. Fıkranın mizahı, kilise korosunun patlama günü 7:15'te pratik yapması için toplanması ve patlama zamanında korunun pratikte olması nedeniyle kimsenin kilisede bulunmaması ve yaralanmaması üzerine kurulu. Bu, olayın tesadüf eseri bir kurtuluş olarak sunulurken, aslında korunun pratik yapması nedeniyle patlamada yaralanan olmaması gibi komik bir durumdan kaynaklanıyor. Fotoğrafta, genç bir kadın ve Jack Frost'un resmi var. Kadının yanında "Hayatın yalnızca tesadüflerden oluştuğuna mı inanıyorsunuz? Yoksa yaşanan her olay tıpkı bir yapboz parçası gibi aslında büyük resmi oluşturmaya mı çalışıyor? Bazen öyle şeyler oluyor ki, bunları yalnızca bir tesadüf olarak adlandırmamız mümkün değil. Okuduğunuz her maddede tesadüf denen şeyin varlığına inanmakta zorlanacağız bu olaylar hakkında düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum. Haydi yana kaydırın." yazısı var. Şaka, hayatın tesadüflerden oluştuğu varsayımıyla oynuyor ve Jack Frost'un resiminin "tesadüfen" orada bulunmasının aslında bir anlam taşıdığı ve bir yapboz parçası gibi daha büyük bir resmin parçası olduğu fikrini öne sürüyor. Fotoğrafta, "Batmaz" olarak bilinen Titanic, Olympic ve Britannic gemilerinde hemşire olarak çalışan Violet Jessop'un resmi ve gemilerin batış anına ait bir fotoğraf bulunmaktadır. Şaka, Violet Jessop'un bu üç geminin de batışından sağ kurtulmuş olmasına dayanmaktadır. "Batmaz" diye övünen gemilerden üçünde de çalışması, "batmayan kadın" olarak nitelendirilmesine yol açmıştır. Fotoğrafta, "Titanik'in Batışı" filminin afişi ve gerçek Titanik gemisi bulunuyor. Yazıda ise "Tanrı bile batıramaz" denilen Titanik'in hikayesinin, Titanik'in batmasından 14 yıl önce bir yazar tarafından kaleme alındığı belirtiliyor. Bu yazara göre, Titanik'in hikayesi gerçekleşmesinden 14 yıl önce biliniyordu. Fıkra, Titanik'in batmasından önce bir yazarın hikayesini yazmış olmasının ve Titanik'in batmasının gerçekleşmesinden 14 yıl önce bu hikayeyi kaleme almış olmasının ironik olmasından kaynaklanıyor. Bu fıkra, aslında Titanik'in batmasının gerçekleşmesinden 14 yıl önce bir yazarın bu hikayeyi yazmış olması ve hikayenin gerçekleşmesinin inanılmaz bir tesadüf olduğunu ima ediyor. Ancak bu tesadüfün gerçek olma ihtimali düşük. Fotoğrafta Bruce Lee, oğlu Brandon Lee ve Brandon Lee'nin gençlik fotoğrafı var. Yazıda, Brandon Lee'nin babasının filmlerinden birinde oynadığı sırada bir silahla vurularak öldüğü belirtiliyor. Brandon Lee'nin "The Crow" filminde de benzer şekilde öldüğü ancak bu sefer silahın gerçek kurşunla dolu olduğu ve bu ölümün de bir kaza değil bilerek planlandığı şeklinde bir şaka yapılıyor. Bu fotoğraf, gerçek olayla karışık ve kara mizah içeren bir şakayı temsil ediyor. Fotoğrafta, Amerika Birleşik Devletleri'nin 16. ve 35. başkanları olan Abraham Lincoln ve John F. Kennedy'nin fotoğrafları yan yana yerleştirilmiş. Resmin altındaki yazıda, Lincoln ve Kennedy'nin hayatları arasında şaşırtıcı bir tesadüf olduğu ve her ikisinin de Cuma günleri öldürüldüğü, suikastçilerinin davalarının başlamadan önce öldürüldüğü, ikisinin de isimleriyle bağlantılı yerlerde öldürüldüğü vurgulanıyor. Bu tesadüfler ironik bir şekilde, ikisi arasındaki benzerlikler üzerinde duruyor ve resmin altında da "Lincoln'a bir tiyatroda, Kennedy'ye ise "Lincoln" marka bir arabada vuruldu." yazısıyla esprileniyor. Espri, Lincoln ve Kennedy'nin hayatlarındaki tuhaf tesadüflerin, ikisinin de aynı şekilde öldürülmesiyle "ölümlerinin bile birbirini taklit ettiği" yönünde bir ironi yaratıyor. Fotoğrafta, iki adamın fotoğrafları var. Sol taraftaki fotoğrafta, genç bir adam şapkasız olarak görünüyor. Sağ taraftaki fotoğrafta ise aynı adam, daha yaşlı ve daha resmi bir şekilde, şapka takmış olarak görünüyor. Fotoğrafın altında ise, Hoover Barajı inşaatı sırasında 112 kişinin öldüğü ve ilk ölen kişinin J. G. Tierney adında bir işçi olduğu yazıyor. Daha sonra, 20 Aralık 1935'te hayatını kaybeden kişinin J. G. Tierney'nin oğlu Patrick Tierney olduğu ve baba ile oğlun 13 yıl arayla aynı gün aynı kaderi paylaştıkları yazıyor. Bu bir mizah, çünkü iki fotoğraf aynı adamı gösteriyor. İki fotoğrafta da aynı adam olduğu için, 13 yıl arayla aynı gün aynı kaderi paylaşma ihtimalleri yok.


Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadü...
Bu kadarıda fazla diyebileceğimiz tesadüfler hakkındaki düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum:) Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğraf, İngiltere'de tipik bir ev sokağını göstermektedir. Resimde, kırmızı kapılı bir evin önünde yeşil bir çim alan ve kaldırımda birkaç ağacın olduğu görülmektedir. Anlatılan hikaye, Rosie adlı bir kadının, henüz üç aylık bir bebekken bir aileye evlatlık verildiğini anlatmaktadır. Daha sonra üç erkek kardeşinin olduğunu öğrenen Rosie, onları aramaya başlar. Kardeşlerinden Sid ve John'u kolayca bulur fakat diğer kardeşi Chris'i bulmayı başaramaz. Uzun aramalar sonucunda Rosie, Chris'in aslında uzun zamandır burnunun dibinde yaşadığını öğrenir. Chris, Rosie'yi evlat edinen ailenin yaşadığı sokağın karşısında yaşamaktadır ve ikili, kardeş olduklarını bilmeden arkadaş olmuşlardır. Bu hikaye, "Kaderin cilvesi" diyerek, Rosie ve Chris'in birbirlerine yakın olmalarına rağmen birbirlerini tanıyamamaları üzerine kurulu bir ironiye dayanmaktadır. Fotoğrafta, eski güreşçi Chris Benoit, karısı Nancy ve oğulları Daniel var. Fotoğrafın altındaki yazı, Benoit'in 2007 yılında karısını ve oğlunu öldürdükten sonra intihar ettiğini, cesetlere ise saatler sonra ulaşıldığını anlatıyor. Yazıda ayrıca, Benoit'in Wikipedia sayfasında, olaydan önce, kişisel problemler yaşadığı ve karısını öldürdüğü yazılmış olduğunu ve bunun bir sızma ihtimali olmadığından değişikliği yapan kişinin kimliğinin tespit edilmeye çalışıldığını belirtiyor. Yazıyı yazan kişinin Avusturalya'da yaşadığını ve bunun bir tesadüf olduğunu söylüyor. Bu yazı, Benoit'in ailesini öldürüp intihar etmesiyle ilgili gerçekleri komik bir şekilde sunarak bir mizah yaratıyor. Özellikle, Avustralyalı birinin Wikipedia sayfasına sızıp Benoit'in kişisel problemler yaşadığını ve karısını öldürdüğünü yazması, gerçek olayda Benoit'in gerçekten de ailesini öldürmüş olmasından dolayı ironik bir mizah yaratıyor. Bu mizah, okuyucunun Benoit'in ailesini öldürme eyleminin korkunçluğunu hatırlamasını sağlayarak, olayla ilgili bir alaycı bakış açısı sunuyor. Fotoğrafta bir kilisede, kırmızı kıyafetli bir grup insan görüyoruz. Fotoğrafın altındaki yazı, Nebraska, Beatrice'te bir kilisede 1 Mart 1950'de meydana gelen bir patlamadan hiç kimsenin yara almadan kurtulmasını anlatan bir şaka. Yazıda, her sabah kilise korosu 7:15'te pratik yapmak için kilisede toplanıyor ancak 15 üyeden 15'i de kişisel sebeplerden dolayı geç kalmış ve patlama gerçekleşen saatte kilisenin çevresinde hiç kimse yokmuş. Şakanın konusu, kilise korosunun üyelerinin 15'inin de aynı anda geç kalması ve patlamanın tam o sırada meydana gelmesi. Bu olay, ironik bir şekilde, patlamadan kimsenin yaralanmamasını sağlamış. Fotoğrafta iki ayrı görsel var. Sol tarafta genç bir kadın resmi, sağ tarafta ise "Jack Frost" yazan ve kar tanesi atan bir çocuk resmi var. Altta ise "Hayatın yalnızca tesadüflerden oluştuğuna mı inanıyorsunuz? Yoksa yaşanan her olay tıpkı birer yapboz parçası gibi aslında büyük resmi oluşturmaya mı çalışıyor? Bazen öyle şeyler oluyor ki, bunları yalnızca bir tesadüf olarak adlandırmamız mümkün değil. Okuduğunuz her maddede tesadüf denen şeyin varlığına inanmakta zorlanacağız bu olaylar hakkında düşüncelerinizi oldukça merak ediyorum. Haydi yana kaydırın." yazıyor. Bu, bir "tesadüf" fikrini ele alıyor. İnsanların yaşamlarında tesadüflerin rol oynayıp oynamadığı, yoksa her şeyin daha büyük bir planın parçası olup olmadığı sorusu gündeme getiriliyor. Genç kadının resmiyle çocuk resminin birbiriyle bağlantılı görünmemesi, bu soruyu daha da vurgulayan mizah unsuru olarak kullanılıyor. "Haydi yana kaydırın" ifadesi ise, okuyucunun "Jack Frost" yazan çocuğa dikkat etmesini ve daha büyük bir resmin parçaları olup olmadıklarını düşünmesini sağlıyor. Fotoğrafta, Titanic ve Lusitania gibi gemilerde çalışan ve üç geminin de batmasından kurtulan Violet Jessop adlı bir hemşire görülüyor. Resmin altındaki yazı ise Jessop'un şansının, "üç gemi kazasından da sağ kurtulmak" gibi, çok olağanüstü olduğuna dikkat çekerek, onun şansının bu şekilde olması için neler yapması gerektiğini soruyor. Bu, Jessop'un yaşama şansının olağanüstü olduğunu ve bu şansın bir şekilde açıklanması gerektiği üzerine esprili bir yorum. Fotoğrafta, "Titanik'in Batması" filminin afişiyle, gerçek bir gemi olan Titanik'in fotoğrafı yan yana yerleştirilmiş. Altında ise 1861 doğumlu yazar Morgan Robertson'ın "Tanrı bile batıramaz!" dediği ve Titanik'in batışını 14 yıl önce kaleme aldığı kitabından bahseden bir açıklama yer alıyor. Şaka ise şu şekilde: Yazarın 14 yıl önce Titanik'in batışını kaleme alması ve hikayenin gerçek hayatta birebir yaşanması, yazarın Tanrı'nın bile batıramayacağı bir gemi tanımlamış olmasına rağmen, Titanik'in gerçekte batmasıyla çelişiyor. Bu durum, yazarın Titanik'in batışını öngörmesi veya hikayesinin olağanüstü bir rastlantı olması hakkında bir espri yaratıyor. Fotoğrafta Bruce Lee ve oğlu Brandon Lee var. Üstteki metin Brandon Lee'nin "Game of Death" filminde babasının rolünü üstlendiğini ancak film çekimleri sırasında gerçek kurşunlarla vurularak öldüğünü anlatıyor. Daha sonra Brandon Lee'nin "The Crow" filminde de gerçek kurşunlarla vurularak öldüğünü, babasının oynadığı karakter gibi yanlışlıkla gerçek kurşunla vurulduğunu belirtiyor. Şaka, Brandon Lee'nin iki farklı filmde de gerçek kurşunlarla vurularak öldüğünü ve bunun bir tür lanetmiş gibi gösterilmesinde yatıyor. Fotoğrafta iki kadının siyah beyaz portreleri var. Üstteki portrenin altında, Mary Ashford adlı bir kadının 1817 yılında tecavüz edilerek öldürüldüğü ve katilinin bulunamadığı yazıyor. Alttaki portrenin altında ise 157 yıl sonra aynı köyde Barbara Forest adlı bir kadın aynı şekilde öldürüldüğü ve katilinin de bulunamadığı yazıyor. Şaka, iki kadının da aynı şekilde öldürülmüş olması ve katillerin bulunamamış olması üzerine kurulu. İki olay arasındaki zaman farkı ve benzerlikler, okurun olayları karşılaştırmasını ve benzerlikler üzerinde düşünmesini sağlıyor. **Özetle şaka, 157 yıl arayla aynı köyde, aynı şekilde işlenen iki cinayetin üst üste gelmesiyle oluşan absürt bir durumdan kaynaklanıyor.** Bu fotoğrafta, sol tarafta Hoover Barajı'nın inşasında ölen işçi J.G. Tierney, sağ tarafta ise oğlu Patrick Tierney bulunuyor. İkisinin de aynı günde ve aynı şekilde (baraj inşaatında) öldüğü, ancak Patrick Tierney'in 13 yıl sonra doğduğu yazılı. Fotoğrafın altındaki metin ise, "Hoover Barajı'nın inşası sırasında 112 kişi hayatını kaybetmişti. Ölen ilk kişi J.G. Tierney adında bir işçiydi ve hayatını kaybettiği tarih 20 Aralık 1935'te hayatını kaybetti. O kişi, J.G. Tierney'nin oğlu Patrick Tierney idi. Baba ve oğul, 13 yıl arayla aynı günde aynı kaderi paylaştılar." şeklinde. Bu fotoğrafta, baba ile oğlunun aynı günde ölmesiyle ilgili bir mizah unsuru var. Baba, 1935 yılında ölmüş, oğul ise 13 yıl sonra doğmuş, ancak yine aynı günde ölmüş. Yani, bir baba ile oğlunun aynı günde ölmesi mümkün değil, çünkü oğul daha doğmamış. Bu durum, resimdeki metnin bir espri olduğu ve ölümlerin gerçekten aynı günde olmadığı sonucuna götürüyor.


habil ve ya kabil Tabiki o soru ne mk aj...
habil ve ya kabil Tabiki o soru ne mk ajshja üvey kardeşim yatak odasındaydı onla seviştik dün akşam iki kutu redbul içtim alkollüydüm napim siktim Sor gelsin karilarimm Hiç seks yaptınmı
Yapay zeka açıklaması

habil ve ya kabil https://t.co/rEwh5A285i Tabiki o soru ne mk ajshja üvey kardeşim yatak odasındaydı onla seviştik dün akşam...


Mini bir hikaye.İyi okumalar 👋🏻 Daha faz...
Mini bir hikaye.İyi okumalar 👋🏻 Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta yaşlı bir adamın elinde eski bir saat var. Adamın ifadesi ciddi ve hikayesi merak uyandırıcı. Resimdeki espri, adamın oğluna "büyükbabadan miras kaldığı" saate bakıp, kaç para ettiğini sormasını istemesi. Ancak espri, adamın "200 yıldan eski" dediğinden, saatin muhtemelen büyükbabası tarafından değil, kendisi tarafından satın alındığı anlaşıldığında ortaya çıkıyor. Bu durum, adamın oğlunu ve izleyicileri gülümseten hafif bir espri yaratıyor. Fotoğrafta, şapkasını takmış, yaşlı, kırışıklıklarla dolu yüzü olan bir adamın siyah beyaz bir resmi var. Adamın gözleri üzgün ve kırık gibi görünüyor. Altında ise, "Ve baba oğluna derki; DOĞRU YER SENİN DEĞERİNİ BELİRLER... Doğru olmayan bir yerdaysen ve değerli hissetmiyorsan buna üzülme... Senin değerini kim biliyor seni taktir ediyorsa orası senin için doğru yerdir... Senin için doğru olmayan yerde kalma ! KENDİ DEĞERİNİ BİL! Sizler değeriniz ne kadar biliyorsunuz? " şeklinde bir yazı var. Bu resimde, değerini bilmeyen ve yanlış yerlerde takılıp kalan insanları eleştiren bir espri var. Espri, yaşlı adamın üzgün ifadesiyle, insanların değerinin farkında olmaması ve yanlış yerlerde takılıp kalması durumuna dikkat çekiyor. Aynı zamanda, insanların kendi değerlerini bilmeleri ve doğru yerlerde olmaları gerektiği mesajını veriyor.


Mini bir hikaye.İyi okumalar 👋🏻 Daha faz...
Mini bir hikaye.İyi okumalar 👋🏻 Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, şapkalı ve sakallı yaşlı bir adam, elinde eski bir cep saatiyle görünüyor. Resimdeki espri, yaşlı adamın oğluna "bu saati bana büyükbaban verdi. 200 yıldan eski bir saat... ancak bunu sana vermeden önce bir iki şey yapmanı istiyorum..." diyerek başlamasından geliyor. Yaşlı adamın 200 yıllık saati nasıl elde ettiği ve büyükbabasının kendisinden ne kadar önce yaşamış olması gerektiği sorularını akıllara getiriyor. Espri, 200 yıllık bir saatin nasıl elde edilebileceği ve yaşlı adamın büyükbabasının zamanında yaşayan biri olması imkansızlığına dayanıyor. Bu durum, abartılı bir şekilde "gerçek" bir aile hikayesini gülünçleştirerek komik bir etki yaratıyor. Fotoğrafta şapkalı, sakallı yaşlı bir adam görülüyor. Adamın elinde saat var. Yazıda adamın oğlunun ona eski bir saat verdiğini, bunun için babasına 5 dolar verdiğini söylüyor. Babası bunun karşılığında oğluna 5 dolar veriyor ve ona müzeye gidip saat hakkında bilgi edinmesini söylüyor. Oğul müzeye gidiyor ve saatin 1 milyon dolar değerinde olduğunu öğreniyor. **Fıkra, babanın oğlunu kandırmasına ve onu 5 dolarla müzeye göndermesine dayanıyor.** Fotoğrafta siyah beyaz bir şekilde yaşlı bir adam görünüyor. Adamın şapkası var ve ciddi bakıyor. Fotoğrafın altında, "Ve baba oğluna derki; DOĞRU YER SENİN DEĞERİNİ BELİRLER... Doğru olmayan bir yerdeysen ve değerli hissetmiyorsan buna üzülme... Senin değerini kim biliyor seni taktir ediyorsa orası senin için doğru yerdir... Senin için doğru olmayan yerde kalma ! KENDİ DEĞERİNİ BİL! Sizler değeriniz ne kadar biliyorsunuz? " yazıyor. Bu bir espri değil, fakat yaşlı adamın sözlerinde bir bilgelik var. Bize kendimizi doğru yerde değerli hissetmemiz gerektiğini hatırlatıyor.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, savaştan zarar görmüş bir şehrin yıkıntılarının üzerinde duruyor. Fotoğrafın altında yazan yazı ise, Polonyalı Yahudi piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın hayatta kalma öyküsünü anlatıyor. Yazıda, Szpilman'ın savaş sırasında çeşitli yerlerde saklanarak hayatta kaldığı, ancak Nazi partisiyle arasının bozulması sonucu bir subay tarafından öldürüldüğü söyleniyor. Bu bilgi elbette doğru değil, çünkü Szpilman savaştan sağ kurtulmuştur. Bu bilgi, Szpilman'ın Nazi rejiminden korkmasının bir mizah konusu haline getirilmesini amaçlıyor. **Fıkra:** Bu fıkra, Szpilman'ın Nazi partisiyle arasının bozulması ve bir subay tarafından öldürülmesiyle ilgili yanlış bilgiye dayanıyor. Bu durum, Szpilman'ın Nazi rejiminden korktuğunu ve bunun mizah konusu haline getirildiğini gösteriyor. Fotoğrafta, "Piyanist" filminin afişi ve filmin kahramanı olan Władysław Szpilman'ın fotoğrafı bulunuyor. Afişte, "Piyanist" filminin hikayesinin "bir hayatta kalma macerası" olarak nitelendirildiği görülüyor. Ancak bu açıklama, Szpilman'ın hayat hikayesinin aslında bir soykırımın hikayesi olduğunu düşünürsek oldukça ironik. Şaka, Szpilman'ın hikayesini "bir hayatta kalma macerası" olarak tanımlamanın, soykırımın gerçek doğasını ve Szpilman'ın yaşadığı ıstırabı küçümsediğini göstermesinden kaynaklanıyor. Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman, bir piyanonun başında oturmuş, gözleri kameraya bakıyor. Arka planda, bir duvarın üzerine "sizbilindiye" yazılmış. Bu, ünlü bir Polonyalı piyanist olan Władysław Szpilman'ın, Alman işgali sırasında Polonya'daki varoşlarda piyano çalmasıyla alakalı bir mizah. Bu mizah, Szpilman'ın varoşlarda piyano çalmasına dair hikayeyi anlatan "Piyanist" filmini referans alıyor. Resimde "sizbilindiye" yazısı, insanların Szpilman'ın hikayesini bildiklerini ve bunun yaygın bir bilgi olduğunu ima ederek bir ironi yaratıyor. Özetle, bu mizah, Szpilman'ın Polonya'da yaşadığı zorlukları ve onun hikayesinin popüler kültürde nasıl bir yer edindiğini ele alıyor. Fotoğrafta, "Piyanist" filminde Władysław Szpilman'ı canlandıran Adrien Brody ve gerçek Władysław Szpilman'ın yan yana fotoğrafları bulunuyor. Şaka, Adrien Brody'nin Władysław Szpilman'a benzemesi üzerine kurulu. Resimdeki yazı, Adrien Brody'nin filmin kaynağı olan Władysław Szpilman'ın hayat hikayesini anlattığını, insanların "sola kaydırmasını" söylüyor. Bu, insanların Adrien Brody'nin Władysław Szpilman'a benzediğini fark etmesini sağlamak için bir mizah unsuru olarak kullanılmış. Fotoğrafta "Piyanist" filminde, Alman subayı bir piyanonun başında oturan Władysław Szpilman'ı görüyoruz. Szpilman, korkudan titreyerek Alman subayına müzisyen olduğunu anlatıyor. Subay onu terk edilmiş bir piyanonun yanına götürüp onun için çalmasını istiyor. Szpilman, Chopin çalıyor ve subay müziğinden çok etkileniyor. Daha sonra Szpilman'a yiyecek ve giyecek temin ederek hayatını kurtarıyor. Fıkra, Alman subayının Szpilman'ın çaldığı müziği sevmesinden ve onu "terk edilmiş" bir piyanonun yanına götürmesinden geliyor. Bu durum, subayın Szpilman'ın yeteneğini fark etmesine rağmen, onun gerçek bir müzisyen olduğuna inanamamasını ve onu "terk edilmiş" bir piyanonun yanına göndermesini komik bir şekilde gösteriyor. Fotoğrafta bir piyanist oturmuş piyano çalıyor gibi görünüyor. Ancak, altındaki yazı bize bu piyanistin Almanların savaş kaybetmesiyle Sovyet askerleri tarafından tutuklandığını ve ağır işkencelerden geçtiğini söylüyor. 7 Mayıs 1950'de Varşova gettosundaki görevi nedeniyle 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Mahkeme kararına "işlediği suçlardan ötürü, savunma hakkı yoktur" maddesi eklenmiş. 13 Ağustos 1952'de Staligrad yakınlarındaki bir kampta hayatına veda etmiş. Bu fotoğrafta aslında bir mizah yok. Piyanist bu ağır olaylar nedeniyle öldü, bu üzücü bir olay. Fotoğraftaki ironi, piyanistın mutlu bir an yaşar gibi gözükmesine rağmen aslında çok kötü bir durum içinde olması.


Mert Erkek Kuaförü hikayesinde enseni pa...
Mert Erkek Kuaförü hikayesinde enseni paylaştı. · ACIK MERT ERKEI KUAFÖ B CAUSALA MA ERKEK KUAFÖRÜ PP
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Bu resimde, bir berber dükkanının vitrininde, çeşitli erkeklerin resimleri var. Berber, müşterilerine bu resimler arasında birini seçmelerini ve aynı saç kesimini yapmasını istemelerini ima ediyor. Ancak, bu resimdeki mizah, vitrindeki erkeklerin hepsinin aynı saç stiline sahip olması. Yani, müşteri hangi resmi seçerse seçsin, berber aynı saç kesimini yapacak. **Türkçe Açıklama:** Resimde bir berber dükkanının vitrini görülüyor. Vitrinde çeşitli erkeklerin resimleri yer alıyor ve her resmin altında aynı saç stiline sahip olduğu anlaşılıyor. Berber, bu resimleri müşterilerine göstererek, istedikleri saç stiline sahip olmalarını teklif ediyor. Ancak, mizah, bu resimlerdeki tüm erkeklerin aynı saç kesimine sahip olmasında yatıyor. Dolayısıyla, müşterinin hangi resmi seçtiğinin bir önemi yok, berber aynı saç kesimini yapacak.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde iki farklı KFC reklamı görülüyor. Soldaki resimde, KFC'nin ikonik kovası içinde tavuklar var ve kovanın üzerinde "Parmak yalayacak kadar güzel" yazıyor. Sağdaki resimde ise KFC'nin kurucusu Colonel Sanders dünya küresinin yarısını tutuyor ve diğer yarısına tavuklar yerleştirilmiş. Bu iki reklam, Colonel Sanders'ın dünya çapında KFC'yi nasıl yaygınlaştırdığına dair esprili bir gönderme yapıyor. Resimler, KFC'nin lezzetinin her yere ulaştığı ve "parmak yalayacak kadar güzel" olduğu fikrini komik bir şekilde anlatıyor. Resimde Colonel Sanders, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu, gülümsüyor ve ellerini havaya kaldırmış. Altında ise, Colonel Sanders'ın 60 yaşında emekli maaşıyla yaşamaya başladığı ve arabasında kalmaya başladığı, çok sevilen tavuk tarifini satmak için tüm restoranları dolaşmaya başladığı ve 1008 restorandan reddedildiği ancak 1009. restoranda tavuk tarifini ürün başına ödeme şartıyla kabul ettirdiği yazıyor. Bu, Colonel Sanders'ın hayatının son yıllarında yaşadığı zorluklara ve başarısızlıklarına rağmen, sonunda başarılı olmasına gönderme yapan bir mizah. Aynı zamanda, emekli maaşına rağmen Colonel Sanders'ın tavuk tarifini satmaya devam etme azmine ve tutkusuna da vurgu yapıyor. Fotoğrafta, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu olan Colonel Sanders'ın ilk restoranlarından birinin fotoğrafı bulunmaktadır. Restoranın tabelasında "Harland Sanders Restaurant" yazmaktadır. Fotoğrafta, o zamanlar Colonel Sanders'ın restoranına gelen müşterilerin "Harland Sanders" isminin "Colonel Sanders" ile aynı olduğunu bilmediği, bu yüzden "Harland Sanders" ismini görenlerin "Colonel Sanders" restoranında olduğunu anlayamadıkları, böylece Colonel Sanders'ın restoranının müşteri çekemediği, daha sonra "Colonel Sanders" yazan tabelanın asılmasıyla müşterilerine ulaştığı ve başarılı olduğu düşünüldüğü şakası yapılıyor. Ancak bu şaka gerçek değildir. Colonel Sanders, restoranını açtığında "Harland Sanders" olarak tanınıyordu ve o zamanlar "Colonel" unvanı yoktu. "Colonel" unvanı, Kentucky Eyaleti Valisi tarafından kendisine verilmişti ve restoranın ismi de daha sonra "Kentucky Fried Chicken" olarak değiştirilmişti. Fotoğrafta, KFC'nin kurucusu ve gizli formülün mucidi olan Colonel Harland Sanders'ın çocukluk resmi görünüyor. Ancak bu resimdeki çocuk, Colonel Sanders'ın kendisi değil. Fotoğrafın altındaki yazı, Colonel Sanders'ın 5 yaşında kardeşlerine bakmaya başladığını ve babasının ölümünden sonra annesinin çalışmak zorunda kalmasından dolayı sorumluluk yüklendiğini anlatıyor. Bununla birlikte, fotoğraftaki çocuğun Colonel Sanders olmadığı göz önüne alındığında, bu yazının bir şaka olduğu anlaşılabiliyor. Kısacası, fotoğraf Colonel Sanders'ın çocukluk resmi olarak sunuluyor ancak aslında başka bir çocuk. Bu da fotoğrafa ironik bir hava katıyor ve yazının şaka olarak algılanmasına neden oluyor. Fotoğrafta kırmızı şapka takmış, beyaz sakallı, gülümseyen bir adamın portresi var. Adamın adı Colonel Sanders ve KFC restoranlarının kurucusu. Şaka, Colonel Sanders'ın tavuklarına olan yoğun ilgi nedeniyle KFC'yi 2 milyon dolara John Y. Brown'a satması ve bunun sonunda hayatının sefasını sürmesiyle ilgili. "Belki de 1008'de reddedildiğinde vazgeçseydi şimdi bu lezzetten mahrum kalacaktık. Sanders'ın kızarmış tavuklarına olan yoğun rağbet sonucunda tarifi için birçok restoran sıraya girdi. Birçok kişinin peşinden koştuğu Sanders, 2 milyon dolar karşılığında şirketini John Y. Brown'a sattı. Albay Colonel Harland Sanders ise çeşitli sınavlardan geçtiği ama asla pes etmediği 60 yıl sonunda hayatının sefasını sürdü ve 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. Okuduğunuz için teşekkür ederim." Bu cümle, Colonel Sanders'ın KFC'yi sattıktan sonra zengin olduğunu ve hayatının sefasını sürdüğünü ima ediyor. Fotoğrafta, KFC'nin kurucusu Colonel Sanders, bir sandviç yerken görülüyor. Arkasında "Famous Drinks" yazan bir tabelanın üzerinde "Fr**st" yazan bir içecek kutusu var. Fotoğraftaki espri, Colonel Sanders'ın fast food sektöründe başarılı olmadan önce birçok farklı sektörde çalışıp başarısız olduğunu, ancak bir sandviç yerken KFC'nin nasıl başarıya ulaşacağı fikrini bulduğunu ima ediyor. Bu espri Colonel Sanders'ın hikayesini ve fast food sektörünün popülaritesini ironik bir şekilde ele alıyor. Fotoğrafta yaşlı bir çift görünüyor. Erkek, karısına bakarak gülüyor. Yazıda ise "Kızarmış tavuk konusunda uğrak nokta haline gelen Sanders'ın tesisinin bulunduğu yolun yeni otoban yüzünden kullanılamamaz hale gelmesi sebebiyle ciddi bir müşteri düşüşü yaşandı. Birikən borçlarını ödeme için tüm mal varlığını satmak zorunda kalan Sanders 66 yaşındayken yine yolun başına döndü. Elinde avucunda kalan tek şey emekli maaşıydı." yazıyor. Şaka, Sanders'ın müşteri kaybetmesi ve tüm varlığını satmak zorunda kalması sebebiyle emekli maaşıyla yeniden tavuk satmaya başlaması üzerine kurulu. Yani, Sanders'ın işinin yolun yeni otoban yüzünden kapanması ve ona daha büyük bir sıkıntı yaratması komik bir durum olarak sunulmuş. Fotoğrafta, Colonel Sanders, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu, bir tencerede yemek pişiriyor. Fotoğraf, Sanders'ın fast food zincirinin başlangıcını gösteriyor. Fotoğrafın altında "Corbin isimli şehirde bir benzin istasyonu, kafe ve motel satın alan Sanders, benzin almaya gelen müşterilere yemek servisi sağlamaya başladı. Lezzetli yemekleri sayesinde kısa bir sürede ün kazandı. Sanders'e eyalet mutfağına katkı sağladığı için Kentucky Albay unvanı verildi." yazıyor. Fıkra, Sanders'ın KFC'yi kurmasının öncesinde bir benzin istasyonunda yemek servisi yaptığı ve bu sayede ün kazandığı şeklinde bir hikayeyle, KFC'nin aslında bir benzin istasyonundan çıktığını ima ediyor. Elbette bu gerçek değil, fakat fıkra Sanders'ın sıradan bir yerden, dünyaca ünlü bir fast food zincirine nasıl ulaştığını abartılı bir şekilde anlatıyor. Fotoğrafta, küçük yaşta çalışmaya başlayan ve üvey babasının zulmünden kaçmak için evden ayrılan, daha sonra kimliğini değiştirerek orduya katılan bir adamın resmi var. Bu da, Jesse James'in hikayesinin parodisi olarak sunulmuş ve "sizbilindiye" başlığıyla paylaşılmış. **Şaka şu ki:** Jesse James, bir banka soyguncusu ve Amerikan Vahşi Batı'nın en ünlü isimlerinden biridir. Fotoğrafta, Jesse James gibi görünen ama aslında kimliği gizlenmiş başka bir adam gösteriliyor. Bu da, Jesse James'in hikayesini bilmeyenler için bir mizah unsuru yaratıyor.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist Władysław Szpilman'ın gençlik fotoğrafı var. Alttaki yazıda ise Szpilman'ın hayat hikayesi anlatılıyor. Şaka ise, Szpilman'ın hayatının trajik bir şekilde Nazi zulmüyle kesişmesi ve bunun sonucunda müzik kariyerine devam etmek zorunda kalması. Ancak, bu durum esprili bir şekilde "Hitler'in iktidara gelmesiyle Polonya'ya dönmek zorunda kaldı" şeklinde ifade edilmiş. Bu ifade, Szpilman'ın yaşadığı acıyı ve zorlukları biraz da olsa hafifletmeyi amaçlayan bir kara mizah örneği olarak görülebilir. Resimde "The Pianist" filminin posteri ve filmin konusu olan Władysław Szpilman'ın bir fotoğrafı bulunuyor. Szpilman'ın 2000 yılında öldüğü bilgisi veriliyor. Fotoğraftaki metinde "The Pianist" filminin bir "macera hikayesi" olduğu yazılmış ve "The Pianist" filminin konu itibarıyla oldukça "macera" içeren bir film olmadığı ima ediliyor. Fotoğrafta ünlü Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın bir piyanonun başında oturmuş fotoğrafı var. Fotoğrafın altındaki yazı Szpilman'ın hayatını ve hayatının en zor dönemlerini anlatan bir hikaye anlatıyor. Fotoğrafın altındaki yazı aslında bir espri değil, Szpilman'ın gerçek hayat hikayesinin kısaca anlatımı. Şu şekilde özetleyebiliriz: 1935'te Varşova Devlet Radyosu'nun piyanisti olan Szpilman, Almanların Polonya'yı işgali sırasında radyoda çalmaya devam etti. 1 Eylül 1939 tarihinde radyoda görev yaptığı işine son verildi. Ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldığı Varşova Gettosunda ilk dönemlerde lokantalarda piyano çaldı. 1942 yılında Almanlar, Avrupa'da kurdukları gettolardan toplama kamplarına büyük sevkiyatlar başlattılar. Auschwitz'ten sonra en çok ölümün yaşandığı Treblinka toplama kampına ise sadece iki gettodan sevkiyat yapılıyordu; biri Bialystok, diğeri ise Varşova. Władysław Szpilman'ın hikayesi, savaşın insan hayatına etkilerinin ve hayatta kalma mücadelesinin dokunaklı bir örneğidir. Fotoğrafta sol tarafta Polonyalı Yahudi piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın bir fotoğrafı, sağ tarafta ise "Piyanist" filminde Władysław Szpilman rolünü oynayan Adrien Brody'nin bir fotoğrafı yer alıyor. Fotoğrafın altına yazılan metinde, "Yaşadıkları ve hayatı, "Piyanist" filmine ilham kaynağı olan, Yahudi asıllı Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın hayat hikayesini sizler için derledim. Sola kaydırın." yazıyor. Bu paylaşımın esprili yanı, Adrien Brody'nin fotoğrafını Władysław Szpilman'ın fotoğrafıyla yan yana koyarak, Brody'nin Szpilman'ın hikayesini çok gerçekçi bir şekilde canlandırdığına dikkat çekmek. İkisinin de fotoğrafları, karakterin dış görünüş ve ruhu bakımından benzerlik gösteriyor. Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist Władysław Szpilman'ın bir Alman subayı tarafından bir piyanoya oturtulacağı ve ona çalması için zorlanacağı an betimlenmiştir. Ancak Szpilman, Alman subayına piyanist olduğunu ve ona Chopin çaldığını anlatır. Bu şaka, bir bakıma **"korkudan ürperdiğini göstermek için piyanistlik oynama"** atasözüne benzemektedir. Szpilman, Alman subayı korkutmak ve hayatını kurtarmak için piyanistlik yeteneğini kullanmaktadır. Ancak burada asıl nokta, Szpilman'ın hayatını kurtarmak için müzikal yeteneğini kullanmasının bir ironi yaratmasıdır. Çünkü piyanistlik, bu hayati anlarda ona hayatını kurtaracak bir silahtan çok daha fazla işe yarayan bir yetenektir. Fotoğrafta, siyah beyaz bir fotoğrafta bir adam oturmuş piyano çalıyor. Resmin altında adam hakkında bilgiler verilmiş. Adamın adı, 1950 yılında Varşova gettosundaki görevinden ötürü 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Adam hakkında yapılan şaka ise, adamın "işlediği suçlardan ötürü savunma hakkı yoktur" maddesi eklenmiş olması. Burada asıl amaç, adamın piyano çalmayı bilmiyor gibi göstererek, "işlediği suçlardan ötürü" ifadesini ironik bir şekilde kullanmak. Yani bu adam ne suç işlemiş olabilir ki savunma hakkı verilmemiş?


İçerik ekle

Template seç, yazını yaz, kepsi siteye gönder.

Keps yap →

💬 Son Yorumlar