İçerik ekle template seç, yaz, gönder
bilgisel ile ilgili bulabildiğim postlar, videolar, karikatürler, resimler, tweetler, miimler

Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla...
Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın;
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta Kemal Sunal ve bir kadın görünüyor. Kadın gülerken, Kemal Sunal ciddi bir yüz ifadesiyle bakıyor. Resmin altında yazan metin Kemal Sunal'ın film repliğini anlatan bir espri: "Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasına binen bindi. Bir baktım Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre kadar da var gideceği yere. Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye... Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta bir adam yatıyordu." Bu espri Kemal Sunal'ın "filmlerdeki cimriliği" ile ilgili. Filmlerinde sık sık parasını korumak için yürüyerek yol kat eden Kemal Sunal'ın bu alışkanlığını esprili bir şekilde yansıtıyor. Fotoğrafta Kemal Sunal ve Emel Sayın görünüyor. Altta yazan mesajda "Emel Sayın'ın Kemal Sunal ile yaşadığı inanılmaz anıyı sizler için derledim. Detaylar için yana kaydırın." yazıyor. Burada "inanılmaz anı" ifadesi, iki ünlünün bir araya gelmesinin ve fotoğraflarının birlikte çekilmesinin aslında aşırı olağan bir durum olduğunu ima ediyor. Bu durum, bu iki ismin yıllarca birlikte çalışmış olmalarından kaynaklanıyor ve bu nedenle "inanılmaz" bir anı olarak sunulması ironik bir espri yaratıyor. Fotoğrafta iki kişi var, bir erkek ve bir kadın. Erkek kadına bakıyor, kadının gülümseyerek baktığı adamın arkasına bakıyor. Kadın gülüyor, erkek ise düşünceli görünüyor. Bu fotoğraf, kadının erkeğe, erkeğin kendisini takip eden adamın "paranı veren adam" olduğunu söylediği bir anı gösteriyor. Kadın bu duruma gülüyor çünkü erkeğin kendisini takip edenin "paranı veren adam" olduğunu bilmesinden dolayı biraz aptalca davrandığını düşünüyor. Şaka, erkeğin kendisini takip eden adamı "paranı veren adam" olarak tanımlamasının komik olması ve kadının bu tanımlamaya gülmesi üzerine kurulu. Fotoğrafta bir kadın ve bir erkek oyuncu var. Kadının yüzünde mutlu bir ifade var. Erkek oyuncu, kadının bakış açısından görüntüleniyor. Kadının elbiseleri ve çekim mekanı, o dönemin estetiğini yansıtıyor. Şaka, o dönemde çekim setinde erkek oyuncuların kadın oyunculardan önce setten ayrılması üzerine kurulu. Kadın, "o zamanlar tıpkı delikanlı Kemal gibi, cepte para çok...Oyuncu bir de, beraber 'Mavi Boncuk' filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. Ben Lalel'i'de oturuyorum. Kemal benden önce çıktı." diyerek, erkek oyuncuların "para çok" bahanesiyle setten aceleyle ayrılma eğilimini mizahi bir şekilde dile getiriyor. Fotoğrafta, Emel Sayın ve Kemal Sunal'ın bir film sahnesi yer alıyor. Emel Sayın, Kemal Sunal'a "Sen ne güzel bir adamsın ya" demiş ve Kemal Sunal, duygu dolu bir şekilde sarılmış. Emel Sayın'ın sözleri ve Kemal Sunal'ın tepkisi, klasik Türk filmlerinde sıkça görülen abartılı ve komik durumlara gönderme yapıyor. Bu sahne, Türk sinemasının altın çağını ve o dönemin oyuncularının karakteristik oyunculuklarını anımsatıyor.


Üzücü bir olayın hikayesi ile geldimm🥺 İ...
Üzücü bir olayın hikayesi ile geldimm🥺 İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir kadının saçının bir kısmının kesilip, bir eldivenle tutulduğu görülüyor. Yazıda ise kadının 42 yaşında olmasına rağmen yıllarca evinden çıkmadığı ve saçlarını yıkayamadığı belirtiliyor. Bu durum saçının durumuyla açıkça görülüyor. Şaka, kadının saçının uzun yıllar yıkanmaması nedeniyle kirli ve bakımsız bir halde olmasına, ancak fotoğrafta bu durumun kesilmiş bir saç parçasıymış gibi gösterilerek absürt bir şekilde sunulmasına dayanıyor. Fotoğrafta, bir ambulansın içinde bir kadın hasta yatağında yatarken, yanında iki kişi duruyor. Hastanın yanında duran kişi oldukça üzgün görünüyor ve gözlerinden yaşlar geliyor. Kadının kendisi de oldukça yorgun ve hasta görünüyor. Bu fotoğrafın altına yazılan espri, hastayı ambulansa zorla bindirdiklerini ve bu sayede gerçek yüzlerinin ortaya çıktığını ima ediyor. Bunun sebebi, hastayla ilgili bazı gizli bilgiler veya gerçeklerin bu olayla birlikte ortaya çıkmış olmasıdır. Espri, hastayla ilgili gizli bilgilerin ortaya çıkmasının, ambulansa bindirmek gibi zorlayıcı bir durumla bağlantılı olduğunu ima ederek mizah yaratıyor. Resimde genç bir kadın, korkmuş ve endişeli bir ifadeyle bakıyor. Arkasında ise kırmızı, turuncu ve sarı renklerden oluşan alevli bir desen var. Altında ise "Yıllar boyunca kapı dışına çıkamayan kadın, nihayet korkusunu yenip yetkililerden kendisine bir iş bulmalarını istedi. Yerel medyanın haberlerine göre Nadezhda her ne kadar normale dönmeye çalışsa da, bir yandan da hayatında çok fazla değişiklik yapmaktan ve dünyayı anlayamamaktan korkuyor. Okuduğunuz için teşekkür ederim." şeklinde bir yazı var. Şaka, kadınların evden çıkmaya ve iş bulmaya korktukları fikrine dayanıyor. Alevli desen de bu korkuyu vurguluyor. Ancak, Nadezhda'nın korkusunun daha derin bir sebebi olduğunu, dünyayı anlayamamaktan korktuğunu belirtmek, şakayı daha ironik hale getiriyor. Fotoğrafta iki kadın var. Soldaki kadın, sağdaki kadının saçını çekiyor. Alttaki yazı, sağdaki kadının 26 yıl boyunca evinde esir tutulduğu ve bu hikayenin anlatıldığı söyleniyor. "Sola kaydırın" yazısı, sağdaki kadının başına gelenlerin korkunç olduğunu ve sol tarafa kaydırıp hikayeyi okumamız gerektiğini ima ediyor. Bu fotoğraf, sağdaki kadının başına gelenlerin korkunç olduğu ve sol tarafa kaydırıp hikayeyi okumamız gerektiği ima edilerek esprili bir şekilde kullanılmış. Fotoğrafta, yaşlı bir kadın başörtüsü takmış ve ciddi bir şekilde bakıyor. Altta ise "Tatyana emekli olduktan sonra kızıyla beraber resmen tecritte bir hayat yaşıyordu. Annesi yetkililerden ve sosyal hizmetlerden yardım almayı reddediyordu. Kızı henüz 16 yaşlarındayken onu kısıtlamaya başlayan Tatyana zamanla kızını evde hapis hayatına alıştırdı." yazıyor. Burada yapılan espri, yaşlı kadının kızını evde hapis hayatına alıştırdığı, ancak bunun aslında kendisinin emekli olduktan sonra tecritte yaşadığı bir hayat olduğu şeklinde. Yani, kızının durumunu abartıp kendi tecrit halini örtbas etmeye çalıştığı ima ediliyor.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğraf, 1944'te Varşova Gettosu'nun yıkımının üzerinden geçen bir süre sonra, Polonya'nın Varşova şehrindeki bir binanın çatısına yerleştirilmiş bir radyo anteni göstermektedir. Fotoğrafa eşlik eden yazıda, 1944 yılında II. Dünya Savaşı sırasında Varşova Gettosu'nda yaşayan Polonyalı Yahudi piyanist Władysław Szpilman'ın, Varşova Radyo'su'nda radyo programcılığı yaptığını ve Nazi işgali sırasında saklanarak hayatta kaldığını anlatan bir hikaye anlatılıyor. Fotoğrafın asıl espri konusu, Szpilman'ın Nazi işgali sırasında varlığını gizlemek için bir radyo anteni kurması değil, "radyo anteni"nin aslında bir radyo programcısı olması. Bu espri, okuyucunun bir radyo anteniyle bir radyo programcısı arasındaki benzerliği fark etmesini ve Szpilman'ın bir radyo anteni olarak nasıl saklandığına dair bir benzetme yapmasını amaçlıyor. Fotoğrafta genç bir adamın fotoğrafı var. Fotoğrafın altında adam hakkında bilgiler verilmiş. Fakat, fotoğraftaki adamın adı, yaşayış tarzı, hobileri vs. hakkında hiçbir şey yazılmamış. Bu durum, fotoğrafın altında verilen bilgilerin boş ve anlamsız olduğunu gösteriyor. **Şaka şu ki:** Fotoğrafta gösterilen adam hakkında herhangi bir bilgi verilmemiş. Fotoğrafın altında sadece "adamın" varlığına dair genel bilgiler var. Bu da şakayı "boş bilgi" olarak tanımlar. Fotoğrafta "The Pianist" filminin afişi ve altta Wladyslaw Szpilman hakkında bilgi yer almaktadır. Şaka ise Szpilman'ın 2000 yılında 88 yaşında hayatını kaybetmesine rağmen hala yaşıyormuş gibi yazılmış olmasıdır. Fotoğrafta, Yahudi soykırımından önce toplama kampına götürülen bir grup Yahudi gösteriliyor. Resimde, *Schindler'in Listesi* filminde rol alan ve gerçek hayatta Polonya'daki bir toplama kampında Yahudileri kurtarmak için çalışan Oskar Schindler'in de olduğu tahmin ediliyor. Fotoğrafın altında yazan şaka ise, "Szpilman, trene binmekten son anda kendini tanıyan bir Yahudi getto polisi olan Itzchal Heller tarafından kurtarılır, ancak ailesinin Treblinka'ya götürülmesine engel olamaz. Szpilman, 13 Şubat 1943 tarihine kadar buradaki gettoda kalır ve sonunda kaçmayı başarır. Birkaç kez Almanlar tarafından esir edilmekten ve öldürülmekten kurtulur. Fakat Szpilman'ın aile üyelerinin hiçbiri onun kadar şanslı değildir. Ailesinden kimse soykırımdan sağ olarak çıkmayı başaramadı." Bu şaka, Oskar Schindler'in, Yahudileri kurtarmak için çaba göstermesine rağmen, ailesinin soyırımda hayatını kaybetmesi ile ironik bir şekilde oynuyor. Fotoğrafta, Polonyalı bir piyanist olan Władysław Szpilman, 1939'da Nazi işgali sırasında Varşova'da bir radyo istasyonunda piyano çalıyor. Szpilman, Varşova Gettosunda hayatta kaldı ve daha sonra Auschwitz ve Treblinka ölüm kamplarına gönderildi. Bu fotoğraf, Szpilman'ın II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarının ve Nazi işgali altındaki Polonya'nın trajik hikayesinin bir hatırlatıcısı. Fotoğrafın altında yazan "Siz bilindiye" ifadesi ise, Szpilman'ın hikayesini bilmeyenlerin, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi rejiminin insanlara neler yaptığını hatırlamaları için bir uyarı niteliğinde. Bu resimde, ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman'ın, filmlerden tanıdığımız iki farklı halinin yan yana konularak mizah yaratmaya çalışıldığını görüyoruz. Resmin solunda, gençlik fotoğrafı görülen Szpilman, sadece yüzünün belli olduğu bir fotoğrafta "çizgi film" karakteri gibi dururken, sağda, "Piyanist" filminin başrol oyuncusu Adrien Brody'nin filmdeki Szpilman'ı canlandırdığı bir sahneden alınmış fotoğraf yer alıyor. Resimdeki espri, iki farklı görselin aynı kişinin olması gerektiği ima edilerek oluşturulan komik bir karşılaştırmaya dayanıyor. Szpilman'ın gençlik fotoğrafı, Brody'nin canlandırdığı karaktere benzetilerek, aslında iki farklı kişinin aynı anda iki farklı rolde olduğu bir mizah oluşturuluyor. Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist Wladyslaw Szpilman'ın, Nazi subayı Wilm Hosenfeld tarafından bir piyano çalmaya zorlandığı sahne görülmektedir. Hosenfeld, Szpilman'ın müzisyen olduğunu öğrenince, onu Nazi kampından çıkarmak ve hayatını kurtarmak için ona yardım etmiştir. Şaka, Hosenfeld'in, Szpilman'ı müzisyen olduğunu anladığında onunla ilgilenmeye başlaması, onu Nazi kamplarından kurtarması ve ona yiyecek sağlamasında yatmaktadır. Aslında Hosenfeld'in bu ilgisi, Szpilman'ın müziğinden etkilendiği içindir. Bu durum, Nazilerin insanlık dışı eylemleri ve sanatseverlik arasındaki çelişkiyi komik bir şekilde ortaya koymaktadır. Fotoğrafta Alman besteci ve piyanist Wilhelm Hosenfled'i görüyoruz. Resimde görünen kişi Wilhelm Hosenfled değil, bu yüzden bir şaka var. Resimde, Wilhelm Hosenfled'in Sovyetler Birliği tarafından tutuklandıktan sonra hayatının son yıllarında çekilen bir fotoğraf var. Resim, "sizi bilmiyorum" diye bir şaka ile yorumlanabilir, çünkü kişinin aslında Wilhelm Hosenfled olmadığı belirtiliyor. Bu şaka, kişinin tanınmadığını ve kimliğinin bilinmediğini ima ediyor.


En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻...
En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içerik bildirimi var. Bu, Tumblr'ın her zaman içerikleri sansürleme konusunda çok katı olmasıyla ilgili yaygın bir şakadır. Şaka, Tumblr'ın içerikleri neden kaldırıldığını hiçbir zaman açıklamadığı ve herhangi bir şey için kurallarını ihlal ederek kaldırılmış olabileceği gerçeğinde yatmaktadır. Bu nedenle, bu tür bir uyarı mesajı genellikle komik veya ironik bir şekilde algılanır. Fotoğraf, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal eden içeriğin kaldırıldığını bildiren bir uyarı mesajını gösteriyor. Bu mesajlar, kullanıcıların içeriklerini paylaşırken platformun kurallarına uymasını sağlamak için kullanılır. Bu konuda bir şaka yok. Resimde, Tumblr'ın topluluk yönergelerini ihlal ettiği için kaldırılan bir içeriğin bildirimi yer almaktadır. Resmin komik tarafı, Tumblr'ın kendi yönergelerini ihlal ettiği bir durumun varlığıdır. Bu durum, Tumblr'ın kendi kurallarına uymadığı ve bu durumun ironik bir şekilde komik olmasına neden olduğu konusunda bir espridir. Bu resimde, bir Tumblr gönderisinin silindiğini bildiren bir mesaj görünüyor. Mesaj, gönderinin Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldığını belirtiyor. Resimdeki espri, Tumblr'ın topluluk kurallarının oldukça katı olması ve bu kuralları ihlal eden birçok gönderinin silindiği gerçeğiyle ilgili. Bu durum genellikle kullanıcılarda hayal kırıklığına ve şaka konusu olarak görülür. Fotoğraf, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılan bir içeriğin bildirimini göstermektedir. Burada bir espri yok, sadece bir platformun içerik politikasına dair bir bildirim var. Görsel, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içeriğin ekran görüntüsüdür. Bu, genellikle şaka niteliğinde değil, daha çok Tumblr'ın belirli içerik türlerine karşı nasıl sıkı olduğunu gösteren bir mesajdır. Bu nedenle, görselde bir şaka yok. Daha çok, Tumblr'ın içerik denetleme politikaları hakkında bir açıklama. Resim, Tumblr tarafından kaldırılmış bir içeriğe ait bir uyarı mesajı gösteriyor. Mesajda "Bu içerik, Tumblr'ın Topluluk Kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı." yazıyor. Burada espri, Tumblr'ın içerik kısıtlamaları nedeniyle kaldırılan içeriğin, genellikle NSFW (İş Yeri İçin Uygun Değil) niteliğinde olmasıdır. Yani Tumblr, kullanıcıların belirli türdeki içeriklere erişmesini engeller ve bu da kullanıcıların esprili bir şekilde içeriğin kaldırılma nedenini tahmin etmelerine yol açabilir. Ancak, burada "espri" yerine "durum" demek daha doğru olur. Çünkü NSFW içeriğin kaldırılması genellikle ciddi bir konu olup, espri konusu olmamalıdır. Bu fotoğrafta, Tumblr'ın topluluk yönergelerini ihlal ettiği için kaldırılan içerik mesajı görülüyor. Bu mesajın "şaka" olmaktan ziyade, Tumblr platformunda içeriklerin belirli yönergelerle uyumlu olması gerektiğini hatırlatan bir uyarı olduğunu belirtmek gerekir. Resimde "Bu içerik, Tumblr'ın Topluluk Kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı" yazıyor. Bu, bir Tumblr kullanıcısının gönderisinin Tumblr'ın kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldığını gösteren tipik bir mesajdır. Bu mesaj, Tumblr'da sıkça karşılaşılan bir şey olduğu için mizah konusu haline geldi. Şaka, insanların Tumblr'ın kurallarını ihlal etmekle ilgili gönderileri paylaşması, bu gönderilerin kaldırılması ve daha sonra bu kaldırılan gönderiler hakkında gönderi paylaşmasıdır. Bu durum, Tumblr'ın kurallarını ihlal eden gönderileri kaldırmasına rağmen, kullanıcıların bunlar hakkında konuşmaya devam etmesinin bir örneğidir. Resimde, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içeriğe dair bir mesaj var. Bu, genellikle aşırı içeriklerin kaldırılma nedenidir ve bu durum genellikle komik bir şekilde yorumlanabilir. Şaka, Tumblr'ın bu tür içeriklerin kaldırılmasında oldukça katı olması ve kullanıcıların bazen kuralları ihlal etmekle suçlanmasının komik bir şekilde anlaşılmasıdır. Yani, "İşte Tumblr'ın ne kadar katı olduğu, insanların kendi içeriklerini kaldırmak zorunda bırakması" gibi bir anlam çıkarılabilir.


18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adam...
18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adamın Filmlere Konu Olan İnanılmaz Öyküsünü sizler için derlemeye çalıştım.Detaylar için yana kaydırın. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, Naser adında bir adam havalimanında bir masada oturmuş sigara içiyor. Naser hastaneye kaldırılması gerektiği için havalimanından zorla çıkmıştır. Ama havalimanından çıktığına inanmak çok zordur. Çünkü fotoğrafta onun havalimanında olduğu görülüyor! Bu fotoğrafın mizahı, Naser'in havalimanından çıkamadığını ancak havalimanında olduğu görüldüğü için bir zıtlık yaratması ve bu zıtlık üzerinden gülünç bir durum oluşturmasıdır. Fotoğrafta, havalimanında bir masada oturan ve kitap okuyan bir adam görülüyor. Adamın kitap okumaktan ve havalimanında vakit geçirmekten memnun olduğu anlaşılıyor. Yazının altındaki metinde, adamın havalimanında kalmaktan mutlu olduğu ve gitmek istemediği belirtiliyor. Bunun nedeni ise, adamın havalimanında sürekli yemek yediği ve tuvaletleri kullandığı ve etrafındaki insanları izlediği belirtiliyor. Yani adam, havalimanında vakit geçirmek için bahaneler arıyor ve aslında havalimanından gitmek istemiyor. Bu, havalimanında vakit geçirmekten keyif alan bazı insanların mizahını yansıtıyor. Fotoğrafta, bir adam havalimanında oturmuş, etrafına bakıyor ve düşünceli bir ifadeyle sigara içiyor. Şaka ise adamın havalimanında uzun süredir mahsur kaldığını ve artık oradan çıkamayacağını düşünmeye başladığını ima ediyor. Bu, havalimanının bir "kafes" gibi olduğunu ve dışarı çıkmak için izin alınması gerektiğini vurguluyor. Ek olarak, adamın Fransız sınırları içinde olması ve Fransız insan hakları konusunda uzmanlaşmış bir avukat tarafından temsil edilmesi, "kafes" metaforunu daha da güçlendiriyor. Fotoğrafta, havalimanında oturan ve bir pipo içen bir adam var. Adam, Belçika'ya gönderilecek belgeleri elinde tutuyor, ancak belgeler sahte olduğundan, Belçika adamın Fransa'ya girmesine izin vermiyor ve adam havalimanında mahsur kalıyor. Bu fotoğrafa eklenen yazı ise, adamın Belçika'ya belgeleri gönderdiğinde Fransız havalimanında kalabileceğini ancak belgelerin sahte olduğu ortaya çıkınca havalimanında mahsur kaldığını ve havalimanı çalışanlarının da onu delirttiğini belirtiyor. Resimdeki espri, adamın Belgika'ya gönderilmek üzere sahte belgeler hazırlayarak Fransa'dan kaçmaya çalışması ve bunun sonucunda havalimanında mahsur kalmasıdır. Fotoğrafta havalimanında oturan ve pipo içen bir adam görülüyor. Yazı, havalimanlarının uluslararası alan olarak kabul edildiğini ve bu nedenle ülke sınırları olarak tanımlanmadığını belirtiyor. Adamın, "Nasser" isminde olduğu ve Fransızca bilmediği için havalimanında mahsur kaldığı ve ufak tefek işler yaparak geçimini sağlamaya çalıştığı söyleniyor. Fıkra, havalimanının bir ülke sınırını temsil etmediği gerçeğini kullanarak, adamın havalimanında mahsur kaldığı ve geçimini sağlamak zorunda kaldığı fikrini komik bir şekilde ifade ediyor. Fotoğrafta bir havalimanında bekleyen bir adam oturmuş ve elinde bir pipoyla düşünceli düşünürken görüyoruz. Yazıda adamın uzun uğraşlar sonucunda Belçika'ya mülteci olduğunu gösteren belgeleri alması gerektiği ancak havalimanından yasal olarak ayrılamayacağı belirtiliyor. Adamın düşünceli duruşu ve elindeki pipo, Belçika'ya gitmek için uzun ve zorlu bir süreçten geçtiğini ve sonunda belgelere ulaşmanın zorluğunu temsil ediyor. Fotoğraf ve yazının mizahı, adamın elinde pipo ile düşünceli duruşunda yatıyor. Bu, Belçika'ya ulaşmak için uzun ve zahmetli bir yolculuk geçirdiğini ve şimdi de belki de bu süreç hakkında düşünerek "acaba bu pipoyu daha da uzun süre nasıl tutabilirim" diye düşünüyormuş gibi gösteriyor. Resimde "Terminal" filminin başrol oyuncusu Tom Hanks'in karakteri olan Viktor Navorski'nin gerçek hayattaki ilham kaynağı olan İranlı mühendis Mehran Karimi Nasseri'nin bir havaalanında oturmuş fotoğrafı görülüyor. Şaka, Mehran Karimi Nasseri'nin "The Terminal" filminin ilham kaynağı olması ve filmde Tom Hanks'in canlandırdığı Viktor Navorski karakterinin yıllarca havaalanında mahsur kalmasıyla, gerçekte Mehran Karimi Nasseri'nin de gerçek hayatta Charles de Gaulle Havalimanı'nda 18 yıl yaşamış olmasıdır. Fotoğrafta, İngiltere'de okuyan İranlı bir öğrenci olan Mehran Karimi Nasseri oturmuş, bir sigara tüttürüyor. Bu fotoğraf, "Terminal" adlı filmden bir sahne. Filmde Nasseri, ülkeleri tarafından vize verilmediği ve vatansız kaldığı için uzun yıllar havaalanında yaşamak zorunda kalıyor. Bu fotoğrafa eklenen esprili yazı, Nasseri'nin İran'da Şah'a karşı başlatılan protestolara katıldığı ve bunun sonucunda ülkesinden sınır dışı edildiği üzerine. Bu durum, Nasseri'nin filmdeki yaşadığı vizesiz ve vatansız kalma durumuna ironik bir göndermedir. Fotoğrafta, İranlı bir adam olan Naserî'nin, Birleşmiş Milletler'den memleketinde yaşadığı durumu anlatarak yardım istediği ve Avrupa'da kendisine siyasi sığınma hakkı verecek bir ülke aradığı görülüyor. Naserî, Birleşmiş Milletler'in "transit alanı" olarak kabul ettiği Paris'teki Charles de Gaulle Havaalanı'nda 18 yıl yaşadı. Bu süreçte, 180 ülkeyi dolaştı ancak hiçbiri onu kabul etmedi. Naserî'nin havaalanında 18 yıl geçirmesi, çaresizliği ve sistemin insanlara karşı duyarsızlığı üzerine bir ironi oluşturur. Şaka ise, Naserî'nin havaalanında 18 yıl geçirmesiyle, yolcunun "uçak" gibi değil de "havalimanı" gibi olduğunu ortaya koymasıdır. Bu durum, Naserî'nin hayatının "transit alanı" haline geldiğini ve bir yerde "evde" hissetmediğini vurgular. Naserî'nin hikayesi, dünyanın sorunlarıyla yüzleşmekten kaçınan ve bireylerin ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir sistemin eleştirisidir. Fotoğrafta, 1988 yılında Fransa'ya gitmeye karar verip uçak bileti alan fakat pasaportunu unutup Charles de Gaulle Havaalanına gittiğinde sıkıntı yaşayan bir adamın karikatürü bulunmaktadır. Bu espri, günümüzde pasaport olmadan seyahat etmenin imkansız olmasına rağmen, eski yıllarda insanların pasaport olmadan da seyahat edebildiğine ve bu durumun ne kadar zorlu olabileceğine dikkat çekmektedir.


18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adam...
18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adamın Filmlere Konu Olan İnanılmaz Öyküsünü sizler için derlemeye çalıştım.Detaylar için yana kaydırın. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, havalimanında oturan ve bir pipo içen bir adam görülüyor. Adamın havalimanında oturmasına rağmen, yüzündeki ifadeden anlaşılıyor ki oldukça mutsuz. Şaka, Naserî'nin havalimanından çıkıp, aslında "insanların içinde bulunduğu durumu, siyasi sistem içerisine sıkışmış hayatları" gördüğü için mutlu olduğunu ima ediyor. Yani, aslında havalimanından çıkmakla, gerçek dünyadaki sorunlardan kurtulmak ve gerçekten özgür olmak istediğini anlatıyor. Fotoğrafta bir havalimanı bekleme salonunda oturan bir adam görüyoruz. Adam, havalimanında kalmaktan mutlu gözüküyor ve gitmek istemiyor gibi duruyor. Adamın havalimanında kaldığı süre içerisinde tuvaletlerde yıkanıp ihtiyaçlarını giderdiğini, etraftaki insanları izlediğini ve bol bol kitap okuduğunu yazıyor. Fıkra, adama havalimanında yaşamayı benimsemiş gibi göstererek ironik bir şekilde anlatılıyor. Adam, havalimanı bekleme salonunda kalmak yerine başka bir yere gitmek istemediği için, adeta havalimanını evine dönüştürmüş ve orada hayatını sürdürüyor. Fotoğrafta, havalimanında bir adam oturmuş, düşünceli bir şekilde uzaklara bakıyor. Adamın yanında bir de sigara kutusu ve bir çakmak var. Adam, havalimanından çıkamayacağını düşünmeye başlamış ve bu kapalı alandan çıkıp temiz hava almak bile çok uzak bir düşünceymiş. Şaka, adamın havalimanından çıkamayacağını düşünmesiyle ilgili. Adamın uzun süre havalimanında kalmış olduğu ve artık bu durumun normalleştiği ima ediliyor. Ayrıca, havalimanından çıkmak için mücadele etmediği de ima ediliyor. Bu durum, havalimanının çok sıkıcı olduğunu ve adamın burada mahsur kaldığını ima ediyor. Resimde, büyük bir havalimanında bir adamın tek başına oturduğu görülüyor. Resmin altındaki yazıda ise, adamın sahte belgelerle havalimanına geldiği ve belgelerin sahte olduğunun anlaşılmasından sonra havalimanından ayrılamaması ve havalimanında kalmaya devam etmesi anlatılıyor. Adamın havalimanında kalmasının sebebi ise, sahte belgeleri teslim eden kişilerden biri olduğunu ve onlarla iletişime geçebilmek için havalimanında beklemesi gerektiği olarak yorumlanabilir. Eserin esprili yanı, adamın havalimanında kaldığı ve bu durumun nedeninin belgelerin sahteliği olduğu anlamına geliyor. Bu da adamın aslında havalimanında bekleyen kişilerden biri olduğunu ve havalimanından ayrılmak istemediğini ima ediyor. Resimde bir havaalanında oturan bir adam görülüyor. Adam sigara içiyor ve etrafında boş koltuklar var. Fotoğrafın altındaki yazı ise adamın havaalanında mahsur kaldığını ve Fransızca bilmediği için ufak tefek işlerle geçimini sağlamaya çalıştığını anlatıyor. Fıkra, havaalanlarının uluslararası alan olarak kabul edildiği ve herhangi bir ülkenin sınırını oluşturmadığı gerçeğine dayanıyor. Adam havaalanında mahsur kalmış gibi görünse de, aslında istediği zaman havalanından ayrılabilir. Ancak Fransızca bilmediği için bunu yapamayacağını düşünüyor. Fotoğrafta bir havaalanında bir adam oturarak pipolu bir şekilde oturuyor ve karşısında bir masa var. Masa üzerinde de bir evrak çantası duruyor. Resimdeki mizah, bir adamın, bir ülkeye kaçışını kanıtlayan belgelerin, kaçmak istediği ülkeye verilmesi gereken belgelerin, tam olarak o ülkeye gitmek için gerekli belgeler olmasından kaynaklanıyor. Bu durum, adamın kendisini oldukça garip ve çaresiz hissetmesine ve ne yapacağını bilememesine neden oluyor. Resimde "Terminal" filminde oynayan Tom Hanks'i andıran bir adam görülüyor. Adam, bir havaalanında, terminalin bekleme salonunda oturmuş ve bir kitap okuyor. Bu fotoğraf, Tom Hanks'in "Terminal" filmindeki karakteri ile benzerlik kurulması için paylaşıldığı için komik. Filmde Tom Hanks, ülkesinde siyasi bir darbe olması nedeniyle, yeni bir ülkeye gitmeye çalışırken, pasaportsuz kalır ve havaalanının terminalinde mahsur kalır. Fotoğrafta görülen adamın bu durumla bağlantılı olduğu düşünüldüğünde, fotoğrafa eklenen yazı da "Tüm bunlar eşi benzeri olmayan bir maceraya dönüştü... Nasseı'nın hikayesi havaalanında 18 yıl boyunca yaşadığı hayati ilham alan "The Terminal" adlı filmin de konusu olarak piyasaya sürüldü." şeklinde. Bu yazı ile, fotoğraflardaki adamın "Terminal" filminin karakteri ile ilişkilendirilmesi, insanlara esprili bir şekilde "The Terminal" filmini hatırlatmaya çalışıyor. Fotoğrafta bir adam havalimanında oturmuş ve sigara içiyor. Adamın ağzından çıkan duman "sizbilindiye" yazısı oluşturmuş. Resmin altındaki yazı ise, adamın memleketinde yaşadığı durumu anlatarak yardım istediğini ve Avrupa'da kendisine siyasi sığınma hakkı verecek bir ülke aradığını söylüyor. Şaka, adamın "sizbilindiye" der gibi duruyor ve bunun "siz bilin diye" anlamına gelmesi, yani adamın durumunu ve yardım talebini anlattığını gösteriyor. Fotoğrafta, Fransız aktör ve komedyen Louis de Funès, Charles de Gaulle Havalimanı'nda bekleme alanında oturuyor. Resmin altında yazan metin, Louis de Funès'in 1988 yılında Fransa'dan İngiltere'ye gitmeye karar verdiğini, uçak biletlerini aldığını, ancak havalimanına gittiğinde mülteci olduğunu kanıtlayan evraklarını bulamadığını anlatıyor. Bu durumun, Louis de Funès'in kimliğiyle ilgili bir şaka olarak yorumlanabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü onun Fransız bir aktör olduğunu herkes biliyor ve mülteci olduğunu iddia etmesi çok komik bir durum. Ayrıca, onun bu şekilde zor durumda kalması, karakterine özgü bir mizah unsuru olarak algılanabiliyor.


Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla...
Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın;
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, "Mavi Boncuk" adlı bir filmden bir sahne görülüyor. Sahnede, bir adam ve kadın var ve aralarında şu diyalog geçiyor: Adam: "Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana." Kadın: "Teşekkür ettim ve lokantaya doğru tekrar yola koyuldum. Aynı soruyu yönelttim 'Az önce gelen beyin borcu mu var size?' dedim. Tanımadılar beni: 'Kemal Abi'nin mi...? Yok hayır, biz her gün evsizlere yemek yediririz, oda sağ olsun her gün uğrar, onların yemek masraflarını karşılar' dedi." Şaka, kadının "beyin borcu mu var size?" sorusuna verilen yanıtta yatıyor. Kadın, adamın kim olduğunu öğrenmek için onunla bir yakınlık kurmaya çalışırken, adam evsizlere yardım ettiğini ve kadının bu konuya takılmaması gerektiğini ima ediyor. Bu durum, kadının adamın kim olduğunu öğrenme çabasını ve adamın da konuyu başka yöne çekme çabasını ironik bir şekilde gösteriyor. Fotoğrafta iki kişi görünüyor. Bir kadın ve bir adam. Kadın gülümsüyor ve adam şaşkın bir şekilde bakıyor. Şaka, adamın taksiyle gitmek yerine yürüyerek üç kilometre yol gitmesine ve bu durumun kadını şaşırtmasına dayanıyor. Kadın, adamın bu kadar uzak bir mesafeyi yürüyerek gitmesini garipsemiş ve "adam böyle diye..." diyerek şaşkınlığını ifade etmiş. Görünen o ki, adamın yürüyüşünün sebebi, banka'da yatan bir adamla ilgili olabilir. Fotoğrafta Kemal Sunal ve Emel Sayın yer alıyor. Kemal Sunal'ın başında şapka var ve Emel Sayın'ın da saçları açık. Emel Sayın hafif gülümsüyor ve Kemal Sunal ise kocaman bir gülümsemeyle bakıyor. Görselin altındaki yazıda ise Emel Sayın'ın Kemal Sunal ile yaşadığı inanılmaz anıyı derlediği ve detaylar için fotoğrafın kaydırılması gerektiği söyleniyor. Bu, Kemal Sunal'ın ünlü film karakterlerine gönderme yapılan bir mizah. Kemal Sunal'ın filmlerinde genellikle başına bela açan, garip olaylar yaşayan ve esprili bir tavırla bunlarla başa çıkan karakterler canlandırdığı biliniyor. Bu yüzden fotoğrafta Emel Sayın'ın "inanılmaz anı"sının gizemli olması ve detayların kaydırılması gerektiği belirtilerek Kemal Sunal'ın filmlerindeki "garip olaylar"a gönderme yapılıyor. Fotoğrafta, Mavi Boncuk'tan bir sahne yer alıyor. Kadın, adamın elinden para alıyor ve şaşırıyor. Sonra, adam bir lokantaya girip yemek yedikten sonra parayı bırakıyor. Kadın, takip ederek bankadaki adama "Tanıyor musunuz o az önce size paranı adamı?" diye soruyor. Fıkra, adamın kadına para vermesini ve kadının da parayı aldıktan sonra adamın peşinden gitmesini anlatıyor. Bu durum, kadının adamdan aldığı parayı kendine saklamayı planladığını ima ediyor. Fotoğrafta, Türk sinemasının ünlü oyuncuları Kemal Sunal ve "Mavi Boncuk" filminde rol alan bir kadın (Muhtemelen Hülya Koçyiğit) yer alıyor. Kemal Sunal'ın arkasında "Mavi Boncuk" filminin adı yazıyor. Fotoğrafın altındaki yazıda, Kemal Sunal, "O zamanlar tıg gibi delikanlı Kemal, cepte para çok... Oyuncu bir de, beraber 'Mavi Boncuk' filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. Ben Lalel'i de oturuyorum. Kemal, benden önce çıktı" diyor. Bu yazı, Kemal Sunal'ın genellikle filmlerde oynadığı karakterlere gönderme yapıyor. Kemal Sunal genellikle filmde yoksul, şansız ve komik karakterleri canlandırıyor. Bu nedenle, yazıda Kemal Sunal'ın cüzdanında çok para olduğunu ve "Mavi Boncuk" filminde zengin bir karakter canlandırdığını ima ederek espri yapılıyor.


Yeni hikayeniz geldi. Keyifli okumalar 👋🏻...
Yeni hikayeniz geldi. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Bu resimde Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılan bir içeriğe ait uyarı mesajı görülüyor. Bu mesajda bir espri yok. Bu, genellikle kullanıcıların yanlış veya uygunsuz içerik yayınladığı zamanlarda kullanılan bir uyarı mesajıdır. Bu resimde "Bu içerik, Tumblr'ın topluluk yönergelerini ihlal ettiği için kaldırıldı." yazıyor. Bu bir mizah değil, Tumblr'da içerik kaldırıldığında görülen standart bir uyarı mesajı. Resim, Tumblr'ın "Bu içerik, topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı" mesajını gösteriyor. Bu, bir şakadan ziyade Tumblr'ın içeriği kaldırma şeklinin bir örneğidir. Şaka yok. Bu resimde "Bu içerik Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı" yazıyor. Burada espri, Tumblr'ın içerik kurallarının çok katı ve genellikle kullanıcıların içeriklerini kaldırmak için çok kolay kullanıldığını ima ediyor. Bazı kullanıcılar bunu "aşırı hassasiyet" olarak görüyor ve Tumblr'ın komik veya özgün içeriğin kaldırılma olasılığını artırdığını düşünüyorlar. Resmin "espri"si Tumblr'ın bu katı kurallarına ironik bir şekilde değiniyor. Resimde Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılan bir içerik uyarısı var. Şaka şu ki, bu uyarı da Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal edebilecek bir içeriği, yani bir şaka uyarısını içeriyor. Yani, bir şaka uyarısıyla şaka yapılmış.


En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻...
En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde, İsa'nın çarmıha gerilmesiyle ilgili bir mozaik tasviri var. Mozaik, bir kilisenin dış duvarını süslüyor. Altta ise "Eski zamanlarda uygulanan yok artık diyeceğiniz cinsten en vahşi idam yöntemlerini sizler için derledimmm. Detaylar için yana kaydırın." yazıyor. Bu resimde, bir tür "dark humor" ile karşı karşıyayız. Mozaik, Hristiyanlık inancının en önemli sembollerinden birini gösteriyor. Ancak alttaki yazı, bu sembolü modern zamanların vahşi idam yöntemleriyle bir araya getirerek, trajik bir olayın komik bir şekilde yorumlanmasını sağlıyor. Burada, Hristiyanlık inancının bir parçası olan bir olay, günlük hayatta karşılaştığımız eğlenceli içeriklerle birleştirilerek, bir "dark humor" örneği yaratılıyor. Fotoğrafta iki farklı görsel var. Sol tarafta bir şövalyeyi andıran bir adam at üzerinde ilerlerken bir borazan çalıyor. Sağ tarafta ise bir insanın sırtının içinden kanlı bir kartal figürü çıkıyor. Bu iki görsel, Vikingler'in uyguladığı bir idam yöntemine atıfta bulunuyor. Vikingler, kurbanlarını bir platforma yüzüstü yatırıp, sırtından derin kesiklerle kartal figürü oyuyorlar. Daha sonra ellerini kurbanın içinden geçirerek kaburga kemiklerini tek tek ters çeviriyorlar. Böylece kanatları açmış kanlı bir kartal görüntüsü oluşuyor. Bu görsellerin mizahı, Vikingler'in idam yönteminin korkunçluğu ile "kartal" figürünün oldukça farklı bir şekilde yorumlanması arasındaki çelişkide yatıyor. İdam yöntemi, vahşet ve acımasızlık çağrıştırırken, "kartal" figürü özgürlük, güç ve güzellikle ilişkilendiriliyor. Yani, Vikingler'in idam yöntemini "kartal" figürüyle ilişkilendirmesi, ironik bir mizah yaratıyor. Bu, insan hayatının değersizliği ve Vikingler'in vahşetinin absürt bir şekilde nasıl "sanatsal" bir şekilde sunulduğunun bir parodisi olarak yorumlanabilir. Fotoğrafta, eski bir idam yöntemini tasvir eden bir resim gösteriliyor. Resimde, demir bir kafese hapsedilmiş bir kişiyi görüyoruz. Kafesin altına yerleştirilmiş büyük bir kazan var. Resmin altındaki metin, bu idam yönteminde önce kazanın içine su veya yağ konulduğunu, daha sonra mahkumun içine atıldığını ve altına ateş yakılarak kazanın ısıtıldığını anlatıyor. Burada kullanılan espri, bu idam yönteminin vahşetini ve insanlık dışılığını ironik bir şekilde göstermek amacıyla kullanılmış. Resim, hem tarihi bir gerçeği hem de insanın acımasızlığını komik bir şekilde yansıtıyor. Resimde, İngiliz sömürgeciliği döneminde Hindistan'da uygulanan bir idam yöntemini görüyoruz. Bir adam topun ağzına bağlanmış ve top ateşlenerek adam parçalanmış. "Topun ağzında olmak" deyiminin buradan geldiği söyleniyor. Bu, insanların "topun ağzında olmak" deyimini kullandığında, aslında bir adamın gerçekten de topun ağzına bağlanarak öldürüldüğü bir cezaya maruz kaldığını düşünmediği ve bu deyimin ne kadar ağır bir geçmişe sahip olduğunu anlamadığı anlamına geliyor. Fotoğrafta, antik Yunanistan'da kullanılan "Bronz Boğa" adlı bir idam yöntemi gösteriliyor. Bu yöntemde mahkum, boğanın içine kapatılıyor ve altından ateş veriliyor. Boğa, ısıdan kızışıyor ve mahkumun içinde kızarmış et gibi pişiyor. Bu idam yönteminin acımasızlığı, fotoğrafa eklenen "Siz bilin diye" notuyla alaycı bir şekilde vurgulanıyor. Bu, "Siz bilirsiniz" anlamına gelen bir ifade olsa da, fotoğrafta görünen idam yönteminin vahşetine dikkat çekerek, "Siz de bu vahşeti bilmeniz için söylüyorum" gibi bir anlam ifade ediyor. Resimde, bir kişi kazığa oturtularak idam edilmiş ve kazıktan aşağı doğru sarkan vücudunun parçaları görülüyor. Resimde, "Meşhur bir idam yöntemi olan kazığa oturtma, mahkumun kazığa geçirilmesinden daha acı verici bir idam şeklidir. Kazık önce yağlanır daha sonra mahkum üzerine oturtulur. Kendi ağırlığıyla aşağıya doğru kayan mahkumun içinden geçen kazık mahkumun iç organlarını parçalar. 15. yüzyılda Osmanlı'ya isyan eden III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) bu idam yöntemiyle 20.000'den fazla kişiyi acımasızca idam etmiştir." yazıyor. Şaka ise, idam yönteminin acı verici ve vahşi olmasına rağmen, "Kazıklı Voyvoda"nın 20.000 kişiyi acımasızca idam etmiş olmasına rağmen, bu idam yönteminin "meşhur" olması ve 15. yüzyılda "Osmanlı'ya isyan eden" bir şahsiyetin bu yöntemle idam edilmiş olması. Bu durum, şiddetin ve vahşetin tarihe nasıl geçtiğini ve hatta zamanla meşrulaştırılabildiğini sorgulatıyor. Fotoğrafta büyük bir örümcek var. Altında ise, "Hemen değil de yavaş yavaş öldüren bu idam şeklinde mahkumun üzerine bal, süt ve şekerli yiyecekler sürülür, dökülür. Daha sonra bir sandala sıkıca bağlanan mahkum sürüngen hayvanların ve haşerelerin bolca bulunduğu bir bataklığa bırakılır. Burada böcekler ve sürüngenler tarafından yavaş yavaş öldürülür." yazıyor. Bu fotoğrafta görünen örümcek gibi diğer böceklerin de 'yavaş yavaş öldüren' idam yöntemi uygulayarak 'mahkum'larını öldürdüğü bir mizah kullanılmış.


“Benim adım John Anglin. Haziran 1962’de...
“Benim adım John Anglin. Haziran 1962’de Alcatraz’dan kardeşim Clarence ve Frank Morris’le birlikte kaçtım. Şu anda 83 yaşındayım ve kötü durumdayım. Kanserim var. Evet, hepimiz zor da olsa kaçmayı başardık. Frank, Ekim 2005’te vefat etti. Mezarı İskenderiye’de bir başka isim altında. Abim ise 2011’de öldü. Tıbbi yardım alacağımı bildirirseniz, TV’de bir yıldan uzun bir süre hapse gireceğime söz vereceğim. Yapacağınız bilgilendirmeye göre tam olarak nerede olduğumu bildireceğim. FBI’ın Anglin’in bu mektubuna nasıl karşılık verdiği bilinmiyor. Anglin, 2013’te böyle bir haber çıkmadığı göz önüne alındığında muhtemelen yaşından dolayı cevapsız bırakıldı. Bu da bir nevi Anglin’in ölüme mahkum edilmesi anlamına geliyor. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta hapishane hücresi duvarına monte edilmiş küçük metal ızgaralar ve bunların önüne konulmuş ayna benzeri nesneler görünüyor. Resmin altındaki açıklamada, bu ızgaraların mahkumlar tarafından yemekhanede çaldıkları kaşıklarla kazındığı ve ızgaraların yerine aynaları taktıkları söyleniyor. Burada yapılan espri, mahkumların hapishanede zor koşullara rağmen yaratıcılıklarını kullanarak kendilerine birer ayna temin etme çabalarıyla alay etme şeklinde. Mahkumların aynalarını nereden temin ettikleri belirsiz, ancak "dergi ve kitaplardan aynalarını yapıp taktıkları" ifadesi bir abartı ve espri unsuru olarak kullanılıyor. Fotoğrafta Alcatraz hapishanesinden kaçışıyla ünlü Frank Morris ve John Anglin kardeşler yer alıyor. Resmin altında yazan metin ise Alcatraz'dan kaçmanın imkansız olarak görüldüğünü ve 14 kez kaçış girişimi olduğundan bahsediyor. Ancak bu girişimlerden yalnızca bir tanesinin başarılı olduğunu belirtiyor. Resimdeki espri, Alcatraz'dan kaçmanın imkansızlığına rağmen kardeşlerin bunu başarmış olmasına dayanıyor. Bu espri, kaçışın ne kadar zor olduğu ve kardeşlerin ne kadar zeki olduğu üzerine kurulu. Fotoğrafta, mahkumların yaptığı bir can yeleği görünüyor. Can yeleğinin kenarları ısı ve basınç yardımıyla kapatılmış. Mahkumlar atölyedeki sıcak su borusunu delerek elde ettikleri suyu can yeleğini şişirmek için kullanmışlar. Bu espri, mahkumların yaratıcılıklarını ve zorlu koşullarda bile hayatta kalma çabalarını vurguluyor. Fotoğrafta Alcatraz hapishanesinden kaçış filmi hakkında bir yazı ve bir mektup görülüyor. Yazıda Alcatraz'dan Kaçış filminin tavsiye edildiği ve filmin gerçek olayları anlattığı belirtiliyor. Mektup ise Alcatraz'dan kaçan Frank Morris tarafından yazılmış gibi görünüyor. Şaka, Alcatraz'dan kaçan mahkumların hala yaşadıklarını ve mektup yazdıklarını ima etmesinde yatıyor. Resimde, yüksek duvarlı bir hapishane koridoru görülüyor. Koridorun her iki tarafı hücrelerle dolu. Koridorda, mahkumların hücrelerine giden demir kapılar ve pencereler var. Bu resim, hapishane hayatının zorluğunu ve mahkumların yaşadığı sıkıntıları simgeliyor. Fıkra, "Kitaplardan yararlanmak için bile en az 5 yıl sorun çıkarman gerekiyordu. Mahkumlar günün 23 saatini hücresinde geçiriyordu. Binada kapılar demir parmaklıklarla kapalı ve her yerde silahlı görevliler vardı. Adanın etrafı ise soğuk körfez suları ve köpekbalıkları ile çevriliydi." şeklinde yazılmış. Fıkra, hapishane hayatının zorluğunu abartarak ve mahkumların "5 yıl sorun çıkarma" zorunluluğu gibi, gerçekte var olmayan kurallar uydurarak, mizah yaratıyor. Aynı zamanda, "soğuk körfez suları ve köpekbalıkları" gibi, gerçekçi olmayan bir ortam tasvir ederek, okuyucunun dikkatini çekiyor. Resimde Alcatraz Adası'nda bulunan hapishane görünüyor. Şaka ise bu adanın Amerika'nın en güvenli hapishanesi olması ve mahkumların burada hiçbir ayrıcalığa sahip olmamasıdır. "Alcatraz'da çok basit temel gereksinimler harici mahkumlara hiçbir ayrıcalık verilmiyordu." ifadesiyle bu durumu vurguluyor ve Alcatraz'ın sert koşullarına dikkat çekiyor. Fotoğrafta iki baş var ve her ikisi de aynı görünüyor. Başlıkta "Ayrıca gece odalara bakan gardiyanlar şüphelenmesin diye yataklarına alçıdan kafa bile yapıyorlar, hatta kendi saçlarından kirpik ve saç bile ekliyorlar. Fotoğrafta gördüğünüz Frank Morris'in yaptığı kafa, burnu kırık değilmiş ancak sabah gardiyan yaşadığı şok ile düşürmüş." yazıyor. Bu, Frank Morris'in hapisten kaçışının gerçek hikayesini anlatan bir gönderme. Morris, bir hapishane gardiyanının başını alçıdan taklit ederek kaçmayı başardı. Gönderi, bu hikayeyi alçıdan kafa yaparak gardiyanların dikkatini dağıtmak için çalışan bir hapishane mahkumu olarak yeniden yorumluyor. Bu, Morris'in hikayesine ilginç bir mizah katıyor. Bu fotoğrafta Alcatraz hapishanesinden kaçmayı başaran 3 kişinin fotoğrafları var. Alcatraz, dünyanın en güvenli hapishanelerinden biri olarak bilinir. Bu yüzden, insanların bu hapishaneden kaçmayı başarmış olması komik ve inanılmazdır. Resimde bu konuya gönderme yapılmış ve Alcatraz'ın hapishane olmasına rağmen bir koruma görevi yerine getirmesi oldukça komik bulunmuştur.


En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻...
En vahşisi hangisi sizce ? İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde, bir Viking'in bir kurbanı nasıl idam ettiğini gösteren iki resim yer alıyor. Sol tarafta, Viking, bir kurbanı "kartal" tekniğiyle idam ederken, sağ tarafta ise kurbanın kanlı "kartal" vücudu görülüyor. "Siz Bilin Diye" hesabının bu iki resmi yan yana koyarak yaptığını şaka, Vikinglerin "kartal" idam tekniğinin vahşeti ve kanlılığı hakkında. Şaka, Vikingler'in bu acımasız idam yönteminin "kartal" olmasını sağlayarak, "kartal"ın güzelliğini ve asaletiyle bağdaştırması ve ironik bir şekilde sunması üzerine kurulu. Fotoğrafta, bir kişinin eski bir cezalandırma yöntemini gösteren tarihi bir resim var. Resimde, tahta bir sandığın içine hapsedilip altına ateş yakılan mahkumun bu yöntemle cezalandırıldığını görüyoruz. Şaka, "sizbilirdi diye" kelimesinin "sizin bildiğiniz gibi" anlamına gelmesiyle alakalı. Yani resimde, insanların bu cezalandırma yöntemini bildiğini, ancak çoğu zaman nasıl uygulandığını bilmediklerini ima ediyor. Fotoğrafta iki kişi bambu çubuklarının etrafına oturmuş. Birinin elinde bir bambu çubuk var, diğerinin elleri boş. Görünen o ki, bu "idam" yöntemi için bir resim. Fıkra ise, bu idam yönteminin çok acımasız olduğunun altını çiziyor. Bambu bitkisinin çok hızlı büyüdüğünü düşünürsek, bu idam yönteminin ne kadar acı verici olabileceği anlaşılıyor. Bu, bir kara mizah örneğidir. Fotoğrafta, antik Yunan'da kullanılan bir idam yöntemi olan "Bronz Boğa"nın bir maketi var. Bu yöntemde mahkum, boğanın içine kapatılıp altından ateş veriliyor ve boğa sıcaktan kızarmış bir boğanın böğürmesi gibi ses çıkarıyormuş. Resimdeki boğanın içine odun yığılmış ve altında ateş yanıyor. Bu da bir "odun yığılıp yakılan" ve bunun da "boğa"yla eşleştirilmesiyle bir "odun boğası" şakası yapılmış. Fotoğrafın altındaki metinde de "Bu idam yöntemi Antik Yunan zamanında kullanılmıştır. Mahkum boğanın içine kapatılır ve altından ateş verilir. Boğa sıcaklktan kızıl renge döner ve mahkumda içinde kızurarak öldürürdü. Bu vahşi idam yönteminin bir de hikayesini anlatayım; Bu boğayı Agrigento Kenti'nin Yöneticisi Phalaris için yapan kişi, pirinç dökümcüsü Atinalı Perillos'tur. Perillos bu boğanın boynuzunda yaptığı bir sistemle mahkumun çığlıkları kızmış bir boğanın böğürmesi gibi bir ses çıkarıyordu. Phalaris, Perillos'a içinden bir bağır bakalım, test edelim der ve Perillos içine girdiğinde kapısını kapatır ve boğayı ateşe verir. Phalaris boğayı böylece test etmiş olur, çok gaddar bir yönetici olan Phalaris ayrıca şehri darbe ile ele almıştır." yazıyor. Resimde bir adamın kazığa oturtularak idam edildiği bir sahne gösteriliyor. Adamın bedeni, kazıktan aşağı doğru kayarken parçalanmış. Resim, "Kazığa oturtma" idam yönteminin acı verici olduğunu ve bu yöntemin geçmişte Osmanlı Devleti'nde yaygın olarak kullanıldığını ima ediyor. Resim, tarihi bir idam yönteminin acımasızlığını vurgularken, bu yöntemin günümüzde uygulanmadığını ve "tarihtekilerden öğrendik" mesajını vermek için bir mizah unsuru olarak kullanıyor.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, savaştan zarar görmüş bir şehrin yıkıntılarının üzerinde duruyor. Fotoğrafın altında yazan yazı ise, Polonyalı Yahudi piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın hayatta kalma öyküsünü anlatıyor. Yazıda, Szpilman'ın savaş sırasında çeşitli yerlerde saklanarak hayatta kaldığı, ancak Nazi partisiyle arasının bozulması sonucu bir subay tarafından öldürüldüğü söyleniyor. Bu bilgi elbette doğru değil, çünkü Szpilman savaştan sağ kurtulmuştur. Bu bilgi, Szpilman'ın Nazi rejiminden korkmasının bir mizah konusu haline getirilmesini amaçlıyor. **Fıkra:** Bu fıkra, Szpilman'ın Nazi partisiyle arasının bozulması ve bir subay tarafından öldürülmesiyle ilgili yanlış bilgiye dayanıyor. Bu durum, Szpilman'ın Nazi rejiminden korktuğunu ve bunun mizah konusu haline getirildiğini gösteriyor. Fotoğrafta, "Piyanist" filminin afişi ve filmin kahramanı olan Władysław Szpilman'ın fotoğrafı bulunuyor. Afişte, "Piyanist" filminin hikayesinin "bir hayatta kalma macerası" olarak nitelendirildiği görülüyor. Ancak bu açıklama, Szpilman'ın hayat hikayesinin aslında bir soykırımın hikayesi olduğunu düşünürsek oldukça ironik. Şaka, Szpilman'ın hikayesini "bir hayatta kalma macerası" olarak tanımlamanın, soykırımın gerçek doğasını ve Szpilman'ın yaşadığı ıstırabı küçümsediğini göstermesinden kaynaklanıyor. Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman, bir piyanonun başında oturmuş, gözleri kameraya bakıyor. Arka planda, bir duvarın üzerine "sizbilindiye" yazılmış. Bu, ünlü bir Polonyalı piyanist olan Władysław Szpilman'ın, Alman işgali sırasında Polonya'daki varoşlarda piyano çalmasıyla alakalı bir mizah. Bu mizah, Szpilman'ın varoşlarda piyano çalmasına dair hikayeyi anlatan "Piyanist" filmini referans alıyor. Resimde "sizbilindiye" yazısı, insanların Szpilman'ın hikayesini bildiklerini ve bunun yaygın bir bilgi olduğunu ima ederek bir ironi yaratıyor. Özetle, bu mizah, Szpilman'ın Polonya'da yaşadığı zorlukları ve onun hikayesinin popüler kültürde nasıl bir yer edindiğini ele alıyor. Fotoğrafta, "Piyanist" filminde Władysław Szpilman'ı canlandıran Adrien Brody ve gerçek Władysław Szpilman'ın yan yana fotoğrafları bulunuyor. Şaka, Adrien Brody'nin Władysław Szpilman'a benzemesi üzerine kurulu. Resimdeki yazı, Adrien Brody'nin filmin kaynağı olan Władysław Szpilman'ın hayat hikayesini anlattığını, insanların "sola kaydırmasını" söylüyor. Bu, insanların Adrien Brody'nin Władysław Szpilman'a benzediğini fark etmesini sağlamak için bir mizah unsuru olarak kullanılmış. Fotoğrafta "Piyanist" filminde, Alman subayı bir piyanonun başında oturan Władysław Szpilman'ı görüyoruz. Szpilman, korkudan titreyerek Alman subayına müzisyen olduğunu anlatıyor. Subay onu terk edilmiş bir piyanonun yanına götürüp onun için çalmasını istiyor. Szpilman, Chopin çalıyor ve subay müziğinden çok etkileniyor. Daha sonra Szpilman'a yiyecek ve giyecek temin ederek hayatını kurtarıyor. Fıkra, Alman subayının Szpilman'ın çaldığı müziği sevmesinden ve onu "terk edilmiş" bir piyanonun yanına götürmesinden geliyor. Bu durum, subayın Szpilman'ın yeteneğini fark etmesine rağmen, onun gerçek bir müzisyen olduğuna inanamamasını ve onu "terk edilmiş" bir piyanonun yanına göndermesini komik bir şekilde gösteriyor. Fotoğrafta bir piyanist oturmuş piyano çalıyor gibi görünüyor. Ancak, altındaki yazı bize bu piyanistin Almanların savaş kaybetmesiyle Sovyet askerleri tarafından tutuklandığını ve ağır işkencelerden geçtiğini söylüyor. 7 Mayıs 1950'de Varşova gettosundaki görevi nedeniyle 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Mahkeme kararına "işlediği suçlardan ötürü, savunma hakkı yoktur" maddesi eklenmiş. 13 Ağustos 1952'de Staligrad yakınlarındaki bir kampta hayatına veda etmiş. Bu fotoğrafta aslında bir mizah yok. Piyanist bu ağır olaylar nedeniyle öldü, bu üzücü bir olay. Fotoğraftaki ironi, piyanistın mutlu bir an yaşar gibi gözükmesine rağmen aslında çok kötü bir durum içinde olması.


“Benim adım John Anglin. Haziran 1962’de...
“Benim adım John Anglin. Haziran 1962’de Alcatraz’dan kardeşim Clarence ve Frank Morris’le birlikte kaçtım. Şu anda 83 yaşındayım ve kötü durumdayım. Kanserim var. Evet, hepimiz zor da olsa kaçmayı başardık. Frank, Ekim 2005’te vefat etti. Mezarı İskenderiye’de bir başka isim altında. Abim ise 2011’de öldü. Tıbbi yardım alacağımı bildirirseniz, TV’de bir yıldan uzun bir süre hapse gireceğime söz vereceğim. Yapacağınız bilgilendirmeye göre tam olarak nerede olduğumu bildireceğim. FBI’ın Anglin’in bu mektubuna nasıl karşılık verdiği bilinmiyor. Anglin, 2013’te böyle bir haber çıkmadığı göz önüne alındığında muhtemelen yaşından dolayı cevapsız bırakıldı. Bu da bir nevi Anglin’in ölüme mahkum edilmesi anlamına geliyor. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir hapishane hücresinin duvarındaki küçük bir havalandırma deliği var. 4 kişi bu deliği kaşıklarla kazmaya çalışıyor. Ardından deliğin önüne dergi ve kitaplardan aynalar koyuyorlar. Bu, hapishanede havalandırma deliğinden dışarı bakmanın bir yolu olarak görülüyor. Fıkra, mahkumların en küçük şeylerle bile hayal güçlerini kullanarak küçük bir özgürlük hissi yaratma çabalarını vurguluyor. Fotoğrafta Alcatraz hapishanesinden kaçışıyla ünlü Frank Morris ve John Anglin kardeşlerin fotoğrafları var. Fotoğrafın altındaki metin, onların kaçışının imkansız olduğu, 14 kez kaçış girişiminde bulundukları ve sadece bir tanesinin başarılı olduğunu söylüyor. Bu durum, ikilinin kaçışının efsanevi olmasına ve herkesin kaçış planlarını merak etmesine yol açıyor. Bu fotoğrafla yapılan şaka, "imkansız" denilen kaçışın aslında gerçekleşmiş olması ve bunun herkese şaşırtıcı gelmesi. Ayrıca, kaçışın nasıl gerçekleştiği hala gizemini koruyor ve bu da insanların merakını cezbediyor. Fotoğrafta, mahkumların cezaevi yataklarından birini ısı ve basınç yardımıyla kapatılmış bir boru yardımıyla ısıtmaya çalıştıkları görülüyor. Mahkumlar ısıyı atölyedeki sıcak su borusunu delerek elde etmişler ve basınç için bu yatak benzeri nesneyi kullanmışlar. Bu espri, mahkumların zorlu koşullara rağmen yaratıcılıklarını ve problem çözme yeteneklerini kullanarak kendilerini daha rahat ettirmeye çalıştıklarını gösteren bir mizah içeriyor. Mahkumların pratik zekası ve çözüm odaklı yaklaşımı, gülümseten bir durum yaratıyor. Resimde Alcatraz'dan Kaçış filminin afişi ve bir mektup görülüyor. Altında ise şu yazı yazıyor: "Alcatraz'dan Kaçış filmini tavsiye ederim, olayları aynen anlatıyor. Bu olay 1962 yılında yaşanıyor ve 1963 yılında Alcatraz kapatılıyor, şimdi müze olarak kullanılmaktadır. İlginç bir şey daha söyleyeyim, 2013 yılında FBI'a bir mektup geliyor, John Anglin'den. Mektup açıklamada..." Burada espri, 1962 yılında yaşanan olayların Alcatraz hapishanesinin kapatıldığı 1963'ten sonra devam ettiğini ima etmesi. John Anglin'in 2013'te mektup göndermesi de, hapisten kaçtığı düşünülen Anglin'in hala hayatta olduğunu ve mektubu gönderdiğini ima ediyor, ki bu da absürt bir durum. Fotoğrafta, Frank Lee Morris adında bir mahkumun kaçış posteri görülüyor. Poster üzerinde "agra" ve "enb" kelimeleri var. Resmin altında ise "Fotoğrafta mahkumların yaptığı can yeleklerinden biri.) Kenarları ısı ve basınç yardımıyla kapatılmış. Isıyı atölyedeki bir sıcak su borusunu delerek elde etmişler ve basınç için kalas kullanmışlar. Bu fikri muhtemelen okumalarına izin verilen dergilerden birinde edinmişlerdi." yazıyor. Bu bir mizah paylaşımı. Frank Lee Morris, Alcatraz'dan kaçan ünlü bir mahkum. Poster üzerindeki "agra" ve "enb" kelimeleri aslında "agrafa" ve "enb" kelimelerinin yanlış yazılmış hali. Bu kelimeler, mahkumların can yeleğini nasıl yaptıklarını anlatmak için kullanılıyor. "agrafa" kelimesi, can yeleğinin kenarlarını bir araya getirmek için kullanılan bir alet olabilir. "enb" ise, sıcak su borusundan elde edilen ısıyı "kenarları ısıtmak" anlamına gelebilir. Paylaşım, mahkumların can yeleğini "agrafa" ve "enb" kullanarak yaptıklarını ima ederek, absürt ve komik bir durum yaratıyor. Fotoğrafta iki insan başı var. Başlar, bir film setinden alınmış gibi, gerçek insan başları değil. İnsanlar, bir korku filmi çekimi sırasında başlarını gerçek insan başları ile değiştirmeye çalışmışlar fakat bu başlar, gerçeğe çok benzemiyor. Fıkra, insanların korku filmlerini çekerken gerçeğe uygun görünmeye çalıştıklarını fakat bunu başaramadıklarını ima ediyor. Ayrıca, insanların korku filmlerine aşırı ilgi duyduğunu da ima ediyor. Fotoğrafta üç mahkumun mugshotları gösteriliyor. Altta yazan metin ise bu üç mahkumun Alcatraz'dan kaçış hikayesinin anlatılacağı anlamına geliyor. Fıkra, Alcatraz'ın kaçılması imkansız bir hapishane olması ve bu üç mahkumun kaçmayı başarmış olmasına dayanıyor. Bu da "Alcatraz'dan kaçış hikayesi" demiş olmasına rağmen bu hikayeyi bilmeyenlerin "Kaçış mı?" diye şaşırmasıyla sonuçlanan bir fıkra.


Oldukça acı bir olayın hikayesini sizler...
Oldukça acı bir olayın hikayesini sizler için derlemeye çalıştım. İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Bu fotoğraf, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılan içeriğin mesajını gösteriyor. Bu, bir şaka değil. Bu, Tumblr'ın içerik politikalarına uygun olmayan bir şey yayınlandığında kullanılan standart bir mesajdır. Bu resimde, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içerik olduğu belirtiliyor. Resmin kendisi boş, bu da Tumblr'ın kurallarının çok katı ve herhangi bir şeyi kaldırabileceği anlamına geliyor. Resmin mizahı, Tumblr'ın kurallarının belirsizliği ve herhangi bir içeriğin kaldırılabilme olasılığına dayanıyor. **Kısacası, bu resim Tumblr'ın kurallarının çok katı olduğunu ve insanların her an içeriklerinin kaldırılabileceği korkusuyla yaşadığını esprili bir şekilde gösteriyor.** Bu görüntüde, "Bu içerik, Tumblr'ın Topluluk Kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı" yazan bir Tumblr uyarısı görüyoruz. Bu, Tumblr'ın içerikleri kaldırdığı için bildirilen bir hatadır. Yani, burada aslında bir şaka yoktur. Ek olarak, "kaldırıldı" kelimesinin Türkçe'deki anlamı, Tumblr'ın içerikleri kaldırma eylemini ifade etmez. Bu nedenle, "kaldırıldı" kelimesi "silindi" veya "engellendi" gibi daha uygun kelimelerle değiştirilebilirdi. Bu fotoğraf, Tumblr'ın Topluluk Kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içeriğin uyarı mesajını gösteriyor. Bu mesaj, kullanıcıların içeriğin uygunsuz veya yasak olduğunu anlamalarını ve Tumblr'ın politikalarına uymalarını sağlamak için kullanılıyor. Resimde herhangi bir espri bulunmuyor. Resimde, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılan bir içerik mesajı görülüyor. Bu mesaj, Tumblr'da bazı içeriklerin neden kaldırıldığını ve platformun topluluk kurallarına uyulmasını ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Fotoğrafın espri unsuru, Tumblr'ın kurallarını ihlal edenlerin, içeriklerinin kaldırıldığını görünce ne kadar hayal kırıklığına uğrayacağını göstermesi olabilir. Daha basit bir şekilde açıklamak gerekirse, bu resim Tumblr'da içeriğin neden kaldırıldığına dair bir uyarı mesajı. Resim, Tumblr'ın içerikleri çok ciddi bir şekilde denetlediğini ve kurallarını ihlal eden hiçbir içeriğe tolerans göstermediğini gösteriyor. Fotoğrafta, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içeriğin olduğunu gösteren bir uyarı mesajı görülüyor. Bu fotoğrafta bir espri yok. Bu sadece bir bilgi mesajı. Bu resimde, Tumblr'ın topluluk kurallarını ihlal ettiği için kaldırılmış bir içeriğe ait bir uyarı mesajı görülüyor. Bu, Tumblr'ın içerik denetleme politikalarını vurgulayan ve içerik oluşturucular için bir hatırlatma görevi gören yaygın bir durum. Bu resimde herhangi bir şaka yok. Resimde "Bu içerik, Tumblr'ın Topluluk Kurallarını ihlal ettiği için kaldırıldı." yazıyor. Tumblr, NSFW içeriğe karşı oldukça katı kurallar uygulayan bir platformdur. Bu nedenle, resimde görünen içerik, muhtemelen Tumblr'ın kurallarına aykırı bir şekilde kaldırılmıştır. Ancak, gerçek içerik bizlere gösterilmediği için şakayı anlamak mümkün değil.


Üzücü bir olayın hikayesi ile geldimm🥺 İ...
Üzücü bir olayın hikayesi ile geldimm🥺 İyi okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir kadının başının üzerinden geçen bir el görülüyor. Kadının saçları ve başı kir içinde. Alttaki yazı, kadının 42 yaşında, yıllar sonra ilk defa evden çıktığını ve yıllar boyunca evde birçok kediyle yaşadığını ve evde elektrik ve su olmadığı için 2006 yılından bu yana yıkanmadığını söylüyor. Şaka, kadının evde yıllarca kediyle yaşadığı ve yıllarca yıkanmadığı için başının ve saçının kirli olması üzerine kurulu. Yıkanmamanın kedilerle yaşamak ile ilişkilendirilmesi, şakayı daha da komik hale getiriyor. Fotoğrafta, bir ambulansın içinde bir kadın ve iki kişi var. Kadın hasta gibi görünüyor ve bir sedyede yatıyor. Görüntünün altındaki yazıda ise kadının hastalığının ilerlediği ve hastaneye zorla kaldırıldığı ve böylece geçmişte yaptıkları ve yaptırdıkları ortaya çıkmış. Ancak dünya ile ilgisi olmayan kızı korkudan hastaneye gelememiş. Bu fotoğraf mizahını dünya ile ilgisi olmayan kızın durumunu abartarak yaratıyor. Ayrıca, hastalığın ilerlemesiyle ortaya çıkan geçmişte yapılan veya yaptırılan eylemlerin, gerçekte ne kadar kötü olduklarının altını çiziyor. Fotoğrafta, kameraya bakarak ürkek bir ifadeyle poz veren bir kadın görünüyor. Arkasında ise yangın çıkmış bir odanın duvarları görülüyor. Şaka, kadının yangının ortasında korkudan donup kalmış ve "iş bulmaya" odaklanmış olmasından kaynaklanıyor. Kadının hayatında daha önemli bir sorun varken, iş bulma gibi daha küçük bir konuyu düşünmesi ironik bir şekilde gösteriliyor. Fotoğrafta iki kadın var. Sağdaki kadın solundaki kadının saçını çekerek, solundaki kadının yüzüne acı veren bir ifade vermiş. Resmin altında "Öz kızı Nadezhda Bushueva'yı dünyadan korumak için 26 yıl boyunca evinde esir tutan Tatyana Bushueva'nın hikayesini sizler için hazırlamaya çalıştım. Detaylar için sola kaydırın." yazıyor. Fıkra, sol taraftaki kadının saçını çeken kişinin, aslında onun annesi olduğunu ima ediyor. Annesinin kızı esir tuttuğu ve ona acı verdiği bir durumun, "koruma" olarak sunulması, absürt bir mizah yaratıyor. Fotoğrafta yaşlı bir kadın görünüyor. Fotoğrafın altındaki metinde kadının kızıyla tecritte yaşadığı ve kızının yardım almasını engellediği anlatılıyor. Bu da "annelik" ile ilgili bir espri yaratıyor. Kızının yaşadığı tecritin bir şekilde anne tarafından uygulandığı düşünülerek "anne" kavramının alaycı bir şekilde ele alındığı bir espri.


Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla...
Ruhun şad olsun güzel insan 🙏 Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın;
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir adam ve kadın görünüyor. Kadın gülüyor ve adam biraz şaşkın görünüyor. Görüntüdeki yazı, "Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasına binen bindi. Bir baktım Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre kadar da var gideceği yere. Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye... Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta bir adam yatıyordu." şeklinde. Bu, Kemal'in işinden yevmiyesini alıp taksiye binerek eve gitmesi beklenirken, yürümeyi seçmesinin şaşırtıcı olduğunu ve bunun espri konusu olduğunu gösterir. Fotoğrafta Kemal Sunal ve Emel Sayın var. Resimdeki yazı ise Emel Sayın'ın Kemal Sunal ile yaşadığı inanılmaz anıyı sizler için derlediğini, detaylar için yana kaydırılması gerektiğini belirtiyor. Burada yapılan şaka, Kemal Sunal'ın Türk sinemasında "komik" karakterleri canlandırması ve Emel Sayın'ın ise "ciddi" bir oyuncu olarak bilinmesi üzerine kurulu. İki ünlünün birlikte yaşadığı bir anın "inanılmaz" ve "detaylı" bir şekilde anlatılacağı ima edilerek, aslında komik bir durumun vurgulanması amaçlanmıştır. Fotoğrafta bir film setinden çıkan iki oyuncu görünüyor. Kadın oyuncu, erkek oyuncuya gülerek "O zamanlar tıg gibi delikanlı Kemal, cepte para çok...Oyuncu bir de, beraber 'Mavi Boncuk' filmini çekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz.Ben Lalel'i de oturuyorum.Kemal,benden önce çıktı" diyor. Şaka, kadın oyuncunun erkek oyuncunun parasız olduğunu ima etmesinde yatıyor. "Tıg gibi delikanlı" ifadesi de, bu sözün üstüne bir mizah katıyor. Fotoğrafta, iki ünlü oyuncu Emel Sayın ve Kemal Sunal yer alıyor. Emel Sayın'ın yüzü sevinç ve mutlulukla doluyken, Kemal Sunal'ın yüzünde telaşlı ve endişeli bir ifade var. Fotoğrafın altındaki metinde Emel Sayın, Kemal Sunal'a "Ertesi gün Kemal'in yanına gittim. 'Sen ne güzel bir adamsın ya' dedim... Ne olduğunu anlayamadı sarıldım uzun uzun dakikalarca ağladım." diye bir cümle yazmış. Bu fotoğrafın esprili yanı, Kemal Sunal'ın bu duruma şaşırmış olması ve Emel Sayın'ın ona "Sen ne güzel bir adamsın ya" demesiyle ağlamasıdır. Bu durum, gerçek hayatta da sıkça görülen bir durumdur, yani birinin iltifata aşırı tepki vermesi ve kendini kötü hissetmesi.


18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adam...
18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adamın Filmlere Konu Olan İnanılmaz Öyküsünü sizler için derlemeye çalıştım.Detaylar için yana kaydırın. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde bir havalimanında oturan Naser adlı bir adamı görüyoruz. Naser havalimanından çıkmak için zorunda kalmış ve bu durum oldukça komik görünüyor. Fotoğrafta kullanılan "Siz bilindiye" ifadesi, Naser'in havalimanından zorla çıkmak zorunda kaldığı durumu vurguluyor. Bu ifade, Türkçede bir durumun çok aşırı olduğunu ve herkesin bildiği bir gerçek olduğunu ima etmek için kullanılır. Bu nedenle fotoğraftaki espri, Naser'in havalimanından çıkmak için zorunda kalmasının, bir kişinin yaşadığı zorlukları ifade etmek için kullanılan bir klişe haline gelmiş olmasıdır. Fotoğrafta, bir havalimanında bir adamın bir masada oturmuş, bir kitap okuduğu ve bir pipo içtiği görülüyor. Yazıda adamın, havalimanında kalmaktan oldukça mutlu olduğu ve gitmek istemediği belirtiliyor. Bunun nedeni, havalimanında sürekli McDonald's'ta yemek yiyerek hayatını sürdürdüğü, ihtiyaçlarını tuvaletlerde giderdiği ve havalimanında dolaşarak insanları izlediği ve kitap okuduğu için. Bu durum, havalimanında sürekli olarak yaşayan bir adamın mizahını ortaya koymaktadır. Fotoğrafta, modern bir havaalanında bir adam oturmuş sigara içiyor. Adamın çevresinde, insanlara benzeyen ancak insan olmayan bazı varlıklar bulunuyor. Fıkra, adamın havaalanında çok uzun süre kaldığı ve artık dışarı çıkamayacağına karar verdiği üzerine kurulu. Bu durum, adamın içinde bulunduğu yerin aslında bir hapishane olduğunu gösteriyor. Ancak, adamın çevresindeki varlıklar insan gibi görünmüyor, bu da adamın aslında bir uzaylı olduğu ve hapishane olarak gördüğü yerin aslında Dünya gezegeni olduğu fikrini ortaya çıkarıyor. Kısacası fıkra, insanın kendi algısının yanıltıcı olabileceğini ve aslında hapishanede olabileceğini ama bunu fark edemediğini gösteriyor. Resimde, açık bir havalimanında kırmızı bir masanın etrafında oturan ve sigara içen bir adam görülüyor. Görüntüde, adamın belçikalı yetkililere sahte belgeler yolladığı ve bu nedenle havalimanında sıkışıp kaldığı anlatılıyor. Adamın sahte belgeler gönderdiğini fark eden yetkililerin onu havalimanında uzun süre tutması da espriyi oluşturuyor. Fotoğrafta bir havaalanında oturmuş sigara içen bir adam var. Adamın üzerindeki yazı "Havaalanları uluslararası alan olarak kabul edildiği için herhangi bir ülke sınırı olarak tanımlanmaz. Bu yüzden havaalanında yaşamak veya orada bulunabilmek için herhangi bir belgeye ihtiyacınız yok. Nassiri, tek bir kelime bile Fransızca bilmiyordu ve havaalanında resmen mahsur kaldı. 1 gün 2 gün geçti derken ufak tefek işler yaparak havaalanında geçimini sağlamaya çalışıyordu." diye okunuyor. Şaka, havaalanlarının uluslararası alanda kabul edildiğini ve herhangi bir ülkenin sınırlarını temsil etmediğini, bu nedenle havaalanında yaşamak veya kalmak için herhangi bir belgeye ihtiyaç duyulmadığını ima ediyor. Adamın Fransızca bilmemesi ve havaalanında mahsur kalması, onun bir havaalanında yaşayabileceği fikrini komik bir şekilde vurgulamaktadır. Fotoğrafta havalimanında oturan bir adam görüyoruz. Adam elinde bir pipoyla sakin bir şekilde oturuyor. Alttaki yazı ise adamın uzun yıllar süren çabalarının sonucunda mülteci olduğunu kanıtlayan belgeleri alabildiğini anlatıyor. Ancak adamın Belçika'ya gitmek için havaalanından ayrılamaması, bu belgeleri 7 yıl boyunca alabilmek için gereken uzun mücadeleye rağmen, küçük bir hatadan dolayı yine de mümkün olmamış. Bu durum "çabalarının boşa gitmesi" anlamına geliyor ve yazar bunu ironik bir şekilde "küçük bir hata 7 yıl mal oldu" diyerek ifade ediyor. Kısacası şaka, adamın 7 yıl boyunca yaptığı tüm çabalara rağmen, ufak bir hatadan dolayı hedeflerine ulaşamaması ve bu durumun ironikliği üzerine kurulu. Fotoğrafta, İranlı bir akademisyen ve muhalif olan Mehran Karimi Nasseri'nin Londra'daki Heathrow Havaalanı'nda oturmuş bir şekilde görüyoruz. Nasseri, 1973'te İngiltere'de Bradford Üniversitesi'nde okuyordu. O zamanlar İran Şahı'na karşı öğrenci protestolarına katılmıştı. 1977'de İran'a geri dönmüştü ama İran Devrimi'nden sonra ülkesine geri dönememişti. Nasseri'nin uzun yıllar havaalanında yaşamasının nedeni ise pasaportunun kaybolmasıydı. Fotoğraftaki espri, Nasseri'nin Heathrow Havaalanı'nda oturmuş olmasından ve "sizbillindiye" (sözlükte "sizi bilmiyorum" anlamına gelen bir cümle) yazısından geliyor. Nasseri, havaalanında uzun yıllar geçirdiği için, insanların onu artık tanımadığını ve "sizbillindiye" dediği anlamına geliyor. Fotoğrafta, bir adam havalimanında bir masanın üzerinde oturmuş, elinde bir pipoyla düşünceli bir şekilde bakıyor. Fotoğrafın altında da, adamın yaşadığı zorlukları ve bunun üzerine aldığı kararı anlatan bir açıklama var. Bu fotoğrafın esprili yanı, adamın yaşadığı zorluklara rağmen, çok rahat ve sakin bir şekilde düşünüyormuş gibi görünmesi. Bu durum, insanların gerçek hayatta karşılaştıkları zorluklar karşısında çoğu zaman gösterdikleri tavırlarla da ironik bir şekilde örtüşüyor. Bir başka espri unsuru da, adamın pipo içmesi. Pipo içmek, genellikle düşünüyor ve çözüm arıyor gibi görünen kişilere atfedilen bir davranıştır. Bu da, adamın yaşadığı zorluklar karşısında çözüm bulmaya çalıştığını ima ediyor. Fotoğrafta, Charles de Gaulle Havaalanı'nda bir masada oturan bir adamı görüyoruz. Adam, Fransa'dan İngiltere'ye gitmek için bilet almış, ancak pasaportunu veya diğer kimlik belgelerini bulamamış. Bu durum, adamın Fransa'dan çıkmasını veya başka bir ülkeye girmesini imkansız kılıyor. Şaka, adamın uçağa binemeyip havalimanında sıkışması ve evrakları olmadan seyahat edemeyecek olmasında yatıyor.


18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adam...
18 Yıl Boyunca Havaalanında Yaşayan Adamın Filmlere Konu Olan İnanılmaz Öyküsünü sizler için derlemeye çalıştım.Detaylar için yana kaydırın. Daha fazla hikaye,bilgi ve haber için bizi takip edip beğenmeyi unutmayın; @sizbilindiye
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta bir havaalanında bir adam oturmuş ve bir pipo içiyor. Adamın üzerinde bir yazı var ve yazıda "Yıllar sonra 2006 yılında Nasseri hastalandı ve hastaneye kaldırılmak zorunda olduğu için havalanından zorla çıktı. İnanması güç ama hastaneye gitmesiyle 1988 yılından beri havalanından ilk kez çıkmıştı. İyileştikten sonra kendisine havalanından çıkabilmesi için gerekli belgeler verildi. Nasseri'nin yaşadıkları aslında insanların içinde bulunduğu durumu, siyasi sistem içerisine sıkışmış hayatları açığa vuruyor." yazıyor. Bu şaka, Nasseri'nin bir havaalanında yıllarca yaşadığı ve havalanından zorla çıkarıldığı gerçeğiyle, insanların aslında siyasi sistemin içine sıkışmış hayatlar yaşadığı gerçeğini bağdaştırıyor. Nasseri'nin yaşadıkları, insanların yaşadığı sorunlara benzetiliyor. Fotoğrafta bir havalimanında oturan bir adam var. Adamın üzerindeki yazıya göre Nassei havalimanında kalmaktan mutlu ve gitmek istemiyor. Adamın havalimanında kaldığı sürede tuvaletlerde yıkanıp ihtiyacını giderdiği ve McDonald's'ta yemek yiyerek hayatını sürdürdüğü yazıyor. Fotoğrafın altındaki yazı ise adamın sürekli olarak etraftaki insanları izlediğini ve bol bol kitap okuduğunu söylüyor. Bu espri, Nassei havalimanında yaşamak zorunda kalmış bir adamın, havalimanında kalmak zorunda kaldığı için kendisini tuvaletlerde yıkamak, McDonald's'ta yemek yemek ve etraftaki insanları izleyerek eğlendirmekle teselli etmesini anlatıyor. Resimde, havalimanında oturan ve sigara içen bir adam görülüyor. Adamın etrafında boşluk var, sanki herkes ondan uzak duruyor. Resimdeki espri, adamın havalimanında yıllarca kalmak zorunda bırakılmış olmasına gönderme yapıyor. Bunun sebebi, özgürlük haklarının ihlal edilmesi olabilir. Fakat, bu ihlal nedeniyle adam "özgürlüğüne kavuşma" imkanını elde etmiş olabilir. Yani espri, özgürlük haklarının ihlal edilmesinin, bazen ironik bir şekilde kişinin özgürlüğünü sağlayabileceğini ima ediyor. Fotoğrafta bir havaalanında oturan bir adam görüyoruz. Adamın elinde bir pipo ve bir defter var. Fotoğrafın altındaki metinde ise, adamın Belçika'ya göndermesi gereken belgeleri sahte olarak hazırladığı ve bu nedenle Belçika'ya gidemediği, havaalanında kalmaya devam ettiği anlatılıyor. Havaalanında çalışanların da adamın delirdiğini düşündükleri belirtiliyor. Bu fotoğrafa ait şaka ise, adamın belgeleri sahte hazırladığı için Belçika'ya gidememesi ve havaalanında kalmaya devam etmesi üzerine kurulu. Havaalanında uzun süre kalması nedeniyle insanların adamın delirdiğini düşünmesi ironik bir mizah yaratıyor. Fotoğrafta bir havaalanında oturan, ağzında pipo bulunan bir adam var. Adam, havaalanında resmen mahsur kalmış ve 2 gündür ufak tefek işler yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor. Fıkra, havaalanlarının uluslararası alan olarak kabul edildiği ve hiçbir ülkenin sınırları olmadığı, dolayısıyla adamın burada kalmak için herhangi bir belgeye ihtiyacı olmadığı, ancak Fransızca bilmediği için kendini mahsur hissettiği gerçeğine dayanıyor. Resimde, bir adam bir havalimanında bir masada oturmuş, bir pipo içiyor ve bir defteri inceliyor. Görünüşe göre adamın adı Nassir ve mülteci. Yazı, Nassir'in mülteci olduğunu gösteren belgelerin Belçika'ya gitmesi gerektiğini ve havalimanından da yasal olarak ayrılamayacağını ancak bir hatanın 7 yıl süren uğraşlardan sonra çözüldüğünü ve Nassir'in sonunda Belçika'ya gerekli belgeleri göndermeye ikna olduğunu anlatıyor. Şaka, adamın mülteci olmasına rağmen, havalimanında rahat bir şekilde oturmuş, bir pipo içip bir defter inceliyor gibi davranması. Bu durum, mültecilerin yaşadığı zorluklarla çelişiyor ve ironik bir şekilde ele alınıyor. Fotoğrafta, "Terminal" filminde oynayan Tom Hanks'in canlandırdığı "Viktor Navorski" karakterine benzeyen bir adamın havaalanında oturmuş bir şekilde görüyoruz. Adamın yanında bir de çanta var. Bu fotoğrafın espri konusu, adamın "Terminal" filmindeki karaktere benzetilmesi ve filmin konusu olan havalimanında uzun süre kalma ile ilişkilendirilmesidir. Fotoğraf, adamın "Terminal" filmindeki karakter gibi havalimanında mahsur kaldığı ve hala orada yaşadığı izlenimini yaratıyor. Ancak adamın gerçekte bu filmde oynayan Tom Hanks olmadığını ve filmin kahramanı gibi havalimanında yaşamıyor olduğunu biliyoruz. Bu durum, fotoğrafı esprili bir şekilde yorumlamamızı sağlıyor. Fotoğrafta, İngiltere'de bulunan Bradford Üniversitesi'nde okuyan ve İran Şahı'na karşı düzenlenen protestolara katılan İranlı bir öğrenci olan Mehran Karimi Nasseri'nin bir havaalanında beklediği görülüyor. Nasseri, İran'da protestoya katıldığı için ülkesinden sınır dışı edilmiş ve yıllarca farklı havaalanlarında yaşamak zorunda kalmıştır. Şaka ise, Nasseri'nin uzun yıllar havaalanlarında yaşadığı ve bu durumun hayatının bir parçası haline geldiği gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, bu fotoğrafa bakıldığında, "Yine havaalanında mı?" gibi bir yorum yapmak mümkün olabilir. Fotoğrafta, bir havalimanında kırmızı bir masada oturan ve pipo içen bir adam görünüyor. Adamın arkasında boş koltuklar ve bir kaç yolcu daha var. Bu fotoğraftaki espri, adamın bir mülteci gibi görünmesi ve havalimanında beklerken pipo içmesi üzerine kurulu. Bu durum, mültecilerin yaşadığı zorluklara ve umutsuzluğa ironik bir şekilde işaret ediyor. Aynı zamanda, adamın rahat tavrı ve piposu, onun durumunun farkında olmadığını ya da umursamadığını ima ediyor. Fotoğrafta, elinde bir pipo ile bir adam görüyoruz. Adamın önünde ise kırmızı bir masa var. Resmin altında ise adamın Fransa'dan İngiltere'ye gitmek istediği, ancak pasaport veya diğer belgelerini bulamadığı ve bu nedenle Fransa'dan veya diğer ülkelere gidemediği yazıyor. Şaka ise, adamın bir pipo tutuyor olmasına rağmen pasaportunu kaybetmiş olması. Bu, pasaportu bulmak için bir pipo ile aramanın mantıksız olduğunu ima eden bir mizah.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Resimde iki farklı KFC reklamı görülüyor. Soldaki resimde, KFC'nin ikonik kovası içinde tavuklar var ve kovanın üzerinde "Parmak yalayacak kadar güzel" yazıyor. Sağdaki resimde ise KFC'nin kurucusu Colonel Sanders dünya küresinin yarısını tutuyor ve diğer yarısına tavuklar yerleştirilmiş. Bu iki reklam, Colonel Sanders'ın dünya çapında KFC'yi nasıl yaygınlaştırdığına dair esprili bir gönderme yapıyor. Resimler, KFC'nin lezzetinin her yere ulaştığı ve "parmak yalayacak kadar güzel" olduğu fikrini komik bir şekilde anlatıyor. Resimde Colonel Sanders, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu, gülümsüyor ve ellerini havaya kaldırmış. Altında ise, Colonel Sanders'ın 60 yaşında emekli maaşıyla yaşamaya başladığı ve arabasında kalmaya başladığı, çok sevilen tavuk tarifini satmak için tüm restoranları dolaşmaya başladığı ve 1008 restorandan reddedildiği ancak 1009. restoranda tavuk tarifini ürün başına ödeme şartıyla kabul ettirdiği yazıyor. Bu, Colonel Sanders'ın hayatının son yıllarında yaşadığı zorluklara ve başarısızlıklarına rağmen, sonunda başarılı olmasına gönderme yapan bir mizah. Aynı zamanda, emekli maaşına rağmen Colonel Sanders'ın tavuk tarifini satmaya devam etme azmine ve tutkusuna da vurgu yapıyor. Fotoğrafta, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu olan Colonel Sanders'ın ilk restoranlarından birinin fotoğrafı bulunmaktadır. Restoranın tabelasında "Harland Sanders Restaurant" yazmaktadır. Fotoğrafta, o zamanlar Colonel Sanders'ın restoranına gelen müşterilerin "Harland Sanders" isminin "Colonel Sanders" ile aynı olduğunu bilmediği, bu yüzden "Harland Sanders" ismini görenlerin "Colonel Sanders" restoranında olduğunu anlayamadıkları, böylece Colonel Sanders'ın restoranının müşteri çekemediği, daha sonra "Colonel Sanders" yazan tabelanın asılmasıyla müşterilerine ulaştığı ve başarılı olduğu düşünüldüğü şakası yapılıyor. Ancak bu şaka gerçek değildir. Colonel Sanders, restoranını açtığında "Harland Sanders" olarak tanınıyordu ve o zamanlar "Colonel" unvanı yoktu. "Colonel" unvanı, Kentucky Eyaleti Valisi tarafından kendisine verilmişti ve restoranın ismi de daha sonra "Kentucky Fried Chicken" olarak değiştirilmişti. Fotoğrafta, KFC'nin kurucusu ve gizli formülün mucidi olan Colonel Harland Sanders'ın çocukluk resmi görünüyor. Ancak bu resimdeki çocuk, Colonel Sanders'ın kendisi değil. Fotoğrafın altındaki yazı, Colonel Sanders'ın 5 yaşında kardeşlerine bakmaya başladığını ve babasının ölümünden sonra annesinin çalışmak zorunda kalmasından dolayı sorumluluk yüklendiğini anlatıyor. Bununla birlikte, fotoğraftaki çocuğun Colonel Sanders olmadığı göz önüne alındığında, bu yazının bir şaka olduğu anlaşılabiliyor. Kısacası, fotoğraf Colonel Sanders'ın çocukluk resmi olarak sunuluyor ancak aslında başka bir çocuk. Bu da fotoğrafa ironik bir hava katıyor ve yazının şaka olarak algılanmasına neden oluyor. Fotoğrafta kırmızı şapka takmış, beyaz sakallı, gülümseyen bir adamın portresi var. Adamın adı Colonel Sanders ve KFC restoranlarının kurucusu. Şaka, Colonel Sanders'ın tavuklarına olan yoğun ilgi nedeniyle KFC'yi 2 milyon dolara John Y. Brown'a satması ve bunun sonunda hayatının sefasını sürmesiyle ilgili. "Belki de 1008'de reddedildiğinde vazgeçseydi şimdi bu lezzetten mahrum kalacaktık. Sanders'ın kızarmış tavuklarına olan yoğun rağbet sonucunda tarifi için birçok restoran sıraya girdi. Birçok kişinin peşinden koştuğu Sanders, 2 milyon dolar karşılığında şirketini John Y. Brown'a sattı. Albay Colonel Harland Sanders ise çeşitli sınavlardan geçtiği ama asla pes etmediği 60 yıl sonunda hayatının sefasını sürdü ve 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. Okuduğunuz için teşekkür ederim." Bu cümle, Colonel Sanders'ın KFC'yi sattıktan sonra zengin olduğunu ve hayatının sefasını sürdüğünü ima ediyor. Fotoğrafta, KFC'nin kurucusu Colonel Sanders, bir sandviç yerken görülüyor. Arkasında "Famous Drinks" yazan bir tabelanın üzerinde "Fr**st" yazan bir içecek kutusu var. Fotoğraftaki espri, Colonel Sanders'ın fast food sektöründe başarılı olmadan önce birçok farklı sektörde çalışıp başarısız olduğunu, ancak bir sandviç yerken KFC'nin nasıl başarıya ulaşacağı fikrini bulduğunu ima ediyor. Bu espri Colonel Sanders'ın hikayesini ve fast food sektörünün popülaritesini ironik bir şekilde ele alıyor. Fotoğrafta yaşlı bir çift görünüyor. Erkek, karısına bakarak gülüyor. Yazıda ise "Kızarmış tavuk konusunda uğrak nokta haline gelen Sanders'ın tesisinin bulunduğu yolun yeni otoban yüzünden kullanılamamaz hale gelmesi sebebiyle ciddi bir müşteri düşüşü yaşandı. Birikən borçlarını ödeme için tüm mal varlığını satmak zorunda kalan Sanders 66 yaşındayken yine yolun başına döndü. Elinde avucunda kalan tek şey emekli maaşıydı." yazıyor. Şaka, Sanders'ın müşteri kaybetmesi ve tüm varlığını satmak zorunda kalması sebebiyle emekli maaşıyla yeniden tavuk satmaya başlaması üzerine kurulu. Yani, Sanders'ın işinin yolun yeni otoban yüzünden kapanması ve ona daha büyük bir sıkıntı yaratması komik bir durum olarak sunulmuş. Fotoğrafta, Colonel Sanders, Kentucky Fried Chicken'ın kurucusu, bir tencerede yemek pişiriyor. Fotoğraf, Sanders'ın fast food zincirinin başlangıcını gösteriyor. Fotoğrafın altında "Corbin isimli şehirde bir benzin istasyonu, kafe ve motel satın alan Sanders, benzin almaya gelen müşterilere yemek servisi sağlamaya başladı. Lezzetli yemekleri sayesinde kısa bir sürede ün kazandı. Sanders'e eyalet mutfağına katkı sağladığı için Kentucky Albay unvanı verildi." yazıyor. Fıkra, Sanders'ın KFC'yi kurmasının öncesinde bir benzin istasyonunda yemek servisi yaptığı ve bu sayede ün kazandığı şeklinde bir hikayeyle, KFC'nin aslında bir benzin istasyonundan çıktığını ima ediyor. Elbette bu gerçek değil, fakat fıkra Sanders'ın sıradan bir yerden, dünyaca ünlü bir fast food zincirine nasıl ulaştığını abartılı bir şekilde anlatıyor. Fotoğrafta, küçük yaşta çalışmaya başlayan ve üvey babasının zulmünden kaçmak için evden ayrılan, daha sonra kimliğini değiştirerek orduya katılan bir adamın resmi var. Bu da, Jesse James'in hikayesinin parodisi olarak sunulmuş ve "sizbilindiye" başlığıyla paylaşılmış. **Şaka şu ki:** Jesse James, bir banka soyguncusu ve Amerikan Vahşi Batı'nın en ünlü isimlerinden biridir. Fotoğrafta, Jesse James gibi görünen ama aslında kimliği gizlenmiş başka bir adam gösteriliyor. Bu da, Jesse James'in hikayesini bilmeyenler için bir mizah unsuru yaratıyor.


Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okuma...
Yeni hikayenizle geldimmm. Keyifli okumalar 👋🏻
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist Władysław Szpilman'ın gençlik fotoğrafı var. Alttaki yazıda ise Szpilman'ın hayat hikayesi anlatılıyor. Şaka ise, Szpilman'ın hayatının trajik bir şekilde Nazi zulmüyle kesişmesi ve bunun sonucunda müzik kariyerine devam etmek zorunda kalması. Ancak, bu durum esprili bir şekilde "Hitler'in iktidara gelmesiyle Polonya'ya dönmek zorunda kaldı" şeklinde ifade edilmiş. Bu ifade, Szpilman'ın yaşadığı acıyı ve zorlukları biraz da olsa hafifletmeyi amaçlayan bir kara mizah örneği olarak görülebilir. Resimde "The Pianist" filminin posteri ve filmin konusu olan Władysław Szpilman'ın bir fotoğrafı bulunuyor. Szpilman'ın 2000 yılında öldüğü bilgisi veriliyor. Fotoğraftaki metinde "The Pianist" filminin bir "macera hikayesi" olduğu yazılmış ve "The Pianist" filminin konu itibarıyla oldukça "macera" içeren bir film olmadığı ima ediliyor. Fotoğrafta ünlü Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın bir piyanonun başında oturmuş fotoğrafı var. Fotoğrafın altındaki yazı Szpilman'ın hayatını ve hayatının en zor dönemlerini anlatan bir hikaye anlatıyor. Fotoğrafın altındaki yazı aslında bir espri değil, Szpilman'ın gerçek hayat hikayesinin kısaca anlatımı. Şu şekilde özetleyebiliriz: 1935'te Varşova Devlet Radyosu'nun piyanisti olan Szpilman, Almanların Polonya'yı işgali sırasında radyoda çalmaya devam etti. 1 Eylül 1939 tarihinde radyoda görev yaptığı işine son verildi. Ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldığı Varşova Gettosunda ilk dönemlerde lokantalarda piyano çaldı. 1942 yılında Almanlar, Avrupa'da kurdukları gettolardan toplama kamplarına büyük sevkiyatlar başlattılar. Auschwitz'ten sonra en çok ölümün yaşandığı Treblinka toplama kampına ise sadece iki gettodan sevkiyat yapılıyordu; biri Bialystok, diğeri ise Varşova. Władysław Szpilman'ın hikayesi, savaşın insan hayatına etkilerinin ve hayatta kalma mücadelesinin dokunaklı bir örneğidir. Fotoğrafta sol tarafta Polonyalı Yahudi piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın bir fotoğrafı, sağ tarafta ise "Piyanist" filminde Władysław Szpilman rolünü oynayan Adrien Brody'nin bir fotoğrafı yer alıyor. Fotoğrafın altına yazılan metinde, "Yaşadıkları ve hayatı, "Piyanist" filmine ilham kaynağı olan, Yahudi asıllı Polonyalı piyanist ve besteci Władysław Szpilman'ın hayat hikayesini sizler için derledim. Sola kaydırın." yazıyor. Bu paylaşımın esprili yanı, Adrien Brody'nin fotoğrafını Władysław Szpilman'ın fotoğrafıyla yan yana koyarak, Brody'nin Szpilman'ın hikayesini çok gerçekçi bir şekilde canlandırdığına dikkat çekmek. İkisinin de fotoğrafları, karakterin dış görünüş ve ruhu bakımından benzerlik gösteriyor. Fotoğrafta, ünlü Polonyalı piyanist Władysław Szpilman'ın bir Alman subayı tarafından bir piyanoya oturtulacağı ve ona çalması için zorlanacağı an betimlenmiştir. Ancak Szpilman, Alman subayına piyanist olduğunu ve ona Chopin çaldığını anlatır. Bu şaka, bir bakıma **"korkudan ürperdiğini göstermek için piyanistlik oynama"** atasözüne benzemektedir. Szpilman, Alman subayı korkutmak ve hayatını kurtarmak için piyanistlik yeteneğini kullanmaktadır. Ancak burada asıl nokta, Szpilman'ın hayatını kurtarmak için müzikal yeteneğini kullanmasının bir ironi yaratmasıdır. Çünkü piyanistlik, bu hayati anlarda ona hayatını kurtaracak bir silahtan çok daha fazla işe yarayan bir yetenektir. Fotoğrafta, siyah beyaz bir fotoğrafta bir adam oturmuş piyano çalıyor. Resmin altında adam hakkında bilgiler verilmiş. Adamın adı, 1950 yılında Varşova gettosundaki görevinden ötürü 25 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Adam hakkında yapılan şaka ise, adamın "işlediği suçlardan ötürü savunma hakkı yoktur" maddesi eklenmiş olması. Burada asıl amaç, adamın piyano çalmayı bilmiyor gibi göstererek, "işlediği suçlardan ötürü" ifadesini ironik bir şekilde kullanmak. Yani bu adam ne suç işlemiş olabilir ki savunma hakkı verilmemiş?


İçerik ekle

Template seç, yazını yaz, kepsi siteye gönder.

Keps yap →

💬 Son Yorumlar