“Hey gidi ” dedirtecek nostaljik İstanbul görüntüleri (Kaydırmalı)
Yapay zeka açıklaması
Fotoğrafta eski bir İstanbul tramvayı görünüyor. Tramvayın üzerinde "68" numarası var. Yazıda "Yıllar geçmiş, Bebek Ortaokuluna giderken Beşiktaş'tan bu tramvaya binerdik" yazıyor.
Espri, bugün Beşiktaş'tan Bebek'e gidenlerin tramvayla değil, başka ulaşım araçlarıyla seyahat etmeleri gerçekliğinden kaynaklanıyor.
Resimde, İstanbul'da gece vakti bir köprüde yürürken, bir adamın bir diğer adamdan "Buuuuzzaaa" diye bağırarak boza istediği, ancak bozanın bir diğer adamın taşıdığı şey olduğu görülmektedir. Bu durum, "Buuuuzzaaa" diye bağırarak boza satan adamların genellikle bozayı taşınabilir bir şey içinde taşıdığı düşünülerek komik bir durum yaratır.
Fotoğrafta, bir sokak satıcısının, elma şekeri, pamuk şeker ve macun satarak, çocukları cezbettiği görülüyor.
Fıkra, çocukların bu tatlıları görünce kendilerine hakim olamamaları ve hemen almak için can atmaları üzerine kurulu.
**Fıkra:** "Elma şekeri, pamuk şeker ve macun sokağa girdiğinde, çocuklar akıllarını çelmeye çalışırlar."
Fotoğrafta, Ayasofya'nın önünde yoğurt satıcısı olarak bilinen "yoğurtçu" görülüyor. "Yoğurtçu"nun elinde iki adet çan var ve yoğurt satarken çanları çalıyor. "Yoğurtçu"nun çanları çalması, "yoğurtcuların mahalleye geldiğini" ve yoğurt satmaya hazır olduklarını duyuruyor.
Şaka ise yoğurtçuların aslında "mahalleye gelmediğini" , sadece Ayasofya'nın önünde yoğurt sattığını ve çanları çalarak müşteri çekmeye çalıştığını gösteriyor.
Bu şaka, "yoğurtçular"ın "mahalleye geldiği" ile "Ayasofya'nın önünde yoğurt sattığı" arasındaki kontrastı vurguluyor. Ayrıca, "yoğurtçu"nun yoğurt satmak için kullandığı yöntemin, klasik bir "mahalleye gelen yoğurtçu"nun yöntemine benzetilerek eğlenceli bir karşılaştırma yapılıyor.
Resimde, Ülker bisküvi kutuları eski bir bakkalda sergilenmiş. Kutuların eski ve yıpranmış olması ve bisküvilerin "taneyle" satılması nostaljik bir hava yaratıyor.
Şaka, Türk kültüründe "taneyle" alımın eskiden yaygın olması ve artık çok nadir görülmesinden geliyor. Bu da "taneyle" almanın, özellikle bisküvilerin, eskiden daha ucuz ve kolay bir alışveriş yöntemi olduğunu ima ediyor.
Fotoğrafta, bir kolonya dükkanında, müşterinin kolonyasını doldurmak için kullanılan, eski bir pompa ve cam şişe gösteriliyor.
Şaka, bayram arefesinde kolonya almak için dükkanlara olan talebin yoğunluğuna ve dükkanların eski ve geleneksel yöntemlerle bile kolonyaları doldurmaya çalışmasına vurgu yapıyor.
"Bayram arefelerinde kolonyacıya gidip kolonya doldurttuk" sözü, bu yoğunluğu ve dükkanların geleneksel yöntemlerle çalışmasını ironik bir şekilde ifade ediyor.
Fotoğrafta bir adam davul çalıyor ve bir ayı dans ettiriyor. Etrafında izleyen insanlar da var.
Şaka, eskiden ayının sokaklarda dans etmesi ve insanların bunu izleyerek eğlenmesi çok yaygındı. Bu durum şimdi çok garip ve düşünülemez bir şey.
Yani şaka, o zamanlar ayıyı dans ettirip eğlence sağlayan bir gösterinin günümüzde tuhaf karşılanacağını ve "gariban yıllar" olarak anılacağını ima ediyor.
Fotoğrafta üç çocuk tekerlekli sandalyeye benzeyen bir şeyle oynuyor. Tekerlekler tahta parçalardan yapılmış. Üstteki tweet'te, "Bıleyliye binmek ise ayrıcalıktı" deniyor. Burada, çocukların kullandığı basit arabanın o dönemin ayrıcalıklı oyuncaklarından biri olduğunu ima ediyor.
Fotoğrafta, Eminönü vapur iskelesinde bir lahmacuncu görüyoruz. Adam, elinde lahmacunuyla, "Eminönü vapur iskelesinden inince lahmacuncu vardı, soğanlı dürüm yapar üç on paraya verirdi." diye düşünüyor.
Bu espri, lahmacuncunun düşük fiyatlı, basit bir yiyecek satması nedeniyle "üç on paraya" satma vurgusuyla yapılıyor.