İçerik ekle template seç, yaz, gönder
görselyapayzeka ile ilgili bulabildiğim postlar, videolar, karikatürler, resimler, tweetler, miimler

A hand with one missing finger Generate ...
A hand with one missing finger Generate image X
Kaynak
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta, eksik bir parmağı olan bir el var. Şaka, elin dört parmağıyla beş parmağı olan bir el gibi görünmesinde yatıyor. İngilizce'de, "missing finger" kelimesi aynı zamanda "eksik parmak" anlamına da geliyor. Bu yüzden, "missing finger" sözcüğünün kelimenin tam anlamıyla kullanılıp kullanılmadığı veya bir espri olup olmadığı belirsizdir.


Yapay zeka ile İstiklal Marşımızın resme...
Yapay zeka ile İstiklal Marşımızın resmedilmesini nasıl buldunuz? Son zamanlarda popüler olan Yapay zekaya görsel çizdirmenin nasıl çalıştığını merak ederseniz anlatayım: Yapay zeka uygulamalarına yazdığınız kelimeler arama motorlarında aratılıyor ve bu aramalardan elde ettiği görüntü sonuçlarını dijital bir görsel sanat eserine çeviriyor. Ortaya çıkan eser, yazdığınız kelimelere göre tamamen değişiyor.
Yapay zeka açıklaması

Fotoğrafta iki farklı manzara resmedilmiş. Sol taraftaki resimde, bir dağın tepesinde bulutların arasında duran ve tepesinde bir kuş görünen bir manzara var. Sağ taraftaki resimde ise, dağların tepesinde bulutlar arasında değil, bulutların altına yerleşmiş halde bir kuş var. Bu durum, "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım." sözü ile "Hangi çılgın bana zincir vuracakmiş? Saşarım!" sözü arasındaki farkı, bu iki resimle karşılaştırıyor. Yani, sol taraftaki kuş "hür" yaşarken, sağ taraftaki kuş "zincirlenmiş" gibi. Bu da "Hangi çılgın bana zincir vuracakmiş? Saşarım!" sözünün bir abartı olduğunu ve kuşun aslında "hür" olmadığını ima ediyor. Resimde sol tarafta bir mezar taşı, sağ tarafta ise bir kilise koridoru ve bir siluet var. Şaka, mezar taşının ölümün sonu olduğunu, kilise koridorunun ise sonsuzluğa giden bir yol olduğunu ima etmesidir. Bu da, "Ölümün sonu değil, bir başlangıçtır." anlamına gelir. Resimde iki farklı bayraklı manzara var. Sol tarafta Amerika bayrağı ile bir dağ ve güneş doğumu, sağ tarafta ise Türk bayrağı ile bir dağ ve güneş doğumu görülüyor. Fıkra, "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ! Canı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ." şeklinde bir şiirle vatan sevgisini yüceltirken, Amerika ve Türkiye'nin bayrağıyla benzer manzaraların kullanılmasıyla komik bir karşılaştırma yapılıyor. Bu şekilde vatan sevgisinin bazen abartılı olabileceği ve her ülkenin kendi vatan sevgisiyle övündüğü bir espri yapılmış oluyor. Bu resimde iki farklı manzara ve iki farklı insan var. Bir tarafta kırmızı çiçeklerle kaplı bir çayırda tek başına duran küçük bir insan, diğer tarafta ise büyük bir çölde tek başına duran ve geniş kıyafetler giymiş, başında bir eşarp olan bir insan var. Resmin altındaki yazı ise "Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce korkusuz yatani. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktir atani; Vermeme, dünyaları alsan da, bu cennet vatani." şeklindedir. Bu yazı, bir Türk milliyetçiliği şiiridir ve vatan savunmasını övmektedir. **Şaka şu ki,** iki resimde de vatanseverliğin simgesi olan "toprak" aslında farklı yerlerde temsil edilmektedir. İlk resimde, vatan "kırmızı çiçeklerle kaplı bir çayır" olarak gösterilirken, ikinci resimde ise "geniş ve ıssız bir çöl" olarak gösterilmektedir. Bu iki farklı yer, insanların vatanı için ne kadar farklı şeyleri feda edebileceğini gösteren bir metafordur. Resimde Türk bayrağı ve güneş batarken dalgalanan denizin üstünde bir gökyüzü görüyoruz. Resimdeki espri şu şekilde: Üstte yazan şiir, Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nın ilk kıtası. "Dalgalanan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl; Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyen sana yok, irkımın yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!" Şair şiiri "Ey şanlı hilâl" diye başlatıyor. Resimdeki Türk bayrağında hilâl yoktur, sadece yıldız vardır. Resimde, "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkım'a bir gül... ne bu şiddet bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl, Hakk'ıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl." yazısıyla birlikte iki farklı resim görülüyor. Sol resimde kırmızı bir gökyüzü ve dalgalı bir deniz manzarası, sağ resimde ise kırmızı bir daire içinde şehir silüeti görülüyor. Bu resimdeki espri, "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!" cümlesinin Türk bayrağındaki hilal'i temsil eden bir resimle gösterilmesi ve "Kahraman ırkım'a bir gül... ne bu şiddet bu celâl?" cümlesinin ise kırmızı bir daire içinde şehir silüetiyle gösterilerek, kırmızı dairenin "gül"e benzetilmesi ve "Celâl" ile "Celal" sözcüklerinin "Celal" kelimesindeki "C" harfinin Türk bayrağındaki yıldızın şekline benzetilerek, resimdeki "gül"ün Türk bayrağına benzemesiyle sağlanmıştır. Bu esprinin amacı, milliyetçi bir söylemi ve Türk bayrağını hicivli bir şekilde ele almak ve mizahla eleştirmektir. Resimde, kırmızı ve turuncu tonlarında bir gün doğumu veya gün batımı manzarası var. Gökyüzü bulutlarla kaplı ve kırmızı-turuncu tonlarında boyanmış. Aşağıda denizin veya bir gölün görüntüsü var. Resmin üst kısmında ise bir Twitter paylaşımı yer alıyor. Paylaşımda, "İstiklal Marşı'nın yapay zekâda nasıl bir izlenim yaratacağını merak edip kıta kıta görsele çevirdim." yazıyor. Ardından İstiklal Marşı'ndan bir bölüm olan, "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak" dizeleri paylaşılmış. Şaka, İstiklal Marşı'nın görselleştirilmesinin, gün doğumu veya gün batımı manzarasına benzemesi üzerine kurulu. Bu da İstiklal Marşı'nın milliyetçi ve coşkulu ruhunu yansıtan bir metafor yaratıyor. Yani İstiklal Marşı'nın yapay zekâda nasıl bir izlenim yaratacağı merak edilip kıta kıta görsele çevrilince, ortaya çıkan görselin aslında gün doğumu veya gün batımı manzarasına benzemesi bir mizah unsuru oluşturuyor. Resimde iki farklı sahne var. Soldaki sahnede, bir adam, alevler içinde yanmakta olan bir şehre bakıyor. Sağdaki sahnede ise, adam aynı şekilde, ancak bu sefer alevler içinde yanmakta olan bir nehre bakıyor. Fıkra, iki sahne arasındaki zıtlığı kullanarak, "medeniyet" kavramının, insanların birbirlerine yaptığı zulmün sadece şeklini değiştirdiğini ima ediyor. Sol sahnedeki şehir, fiziksel bir yıkımı temsil ederken, sağdaki sahnedeki nehir, manevi bir yıkımı temsil ediyor. Fıkra, "medeniyet" adı altında gerçekleştirilen zulmün, bir şekilde daha "uygar" göründüğünü, ancak aslında gerçekte aynı olduğunu savunuyor.


Yapay zeka ile İstiklal Marşımızın resme...
Yapay zeka ile İstiklal Marşımızın resmedilmesini nasıl buldunuz? Son zamanlarda popüler olan Yapay zekaya görsel çizdirmenin nasıl çalıştığını merak ederseniz anlatayım: Yapay zeka uygulamalarına yazdığınız kelimeler arama motorlarında aratılıyor ve bu aramalardan elde ettiği görüntü sonuçlarını dijital bir görsel sanat eserine çeviriyor. Ortaya çıkan eser, yazdığınız kelimelere göre tamamen değişiyor.
Yapay zeka açıklaması

Resimde iki farklı manzara var. Soldaki resimde fırtınalı ve karanlık bir havada bir kadın tepede oturmuş. Sağdaki resimde ise güneşli ve güzel bir havada bir kadın tepede oturmuş. Bu resimler, "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmiş? Saşarım! Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, engilere sığmam, taşarım." sözleriyle birlikte verilmiş. Bu sözlere baktığımızda kadının hür ruhlu ve özgür bir yaşamı olduğunu anlıyoruz. Ancak resimde gördüğümüz iki manzara, onun hür yaşamının aslında ne kadar zorlu olduğunu gösteriyor. Soldaki resim, onun iç dünyasının fırtınalı ve karanlık olduğunu, sağdaki resim ise onun dış dünyanın zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Bu yüzden bu resimde bir mizah veya espriden ziyade, kadının yaşamının çelişkilerini ve hür olma yolunun ne kadar zorlu olduğunu gösteren bir durum söz konusu. Fotoğrafta sol tarafta bir mezar taşı, sağ tarafta ise bir kilise görülüyor. Şiiri anlatan kişinin mezar taşından kalkıp cennete gideceğini ima ediyor. Fıkra, ölümün herkes için kaçınılmaz olduğunu ve ölümden sonraki hayatın bilinmezliğini ele alıyor. Mezar taşından kalkıp cennete gitme fikri ise ironik bir şekilde ölümün gerçekliğine karşı bir eleştiri niteliğinde. Bu fotoğrafta iki farklı bayrak resmi var. Soldaki resimde Amerika bayrağı, sağdaki resimde Polonya bayrağı görülüyor. Bayrakların renkleri ve tasarımları birbirine çok benziyor. Bu durum "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda! Canı, cânanı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ." sözlerini hatırlatıyor. Bu sözlerde vatan sevgisi ve fedakarlık vurgulanıyor. Bu sözleri Amerika ve Polonya bayraklarını yan yana koyarak görsel olarak kullanarak bir mizah yaratılmış. Fotoğraf iki bayrağın birbirine ne kadar benzediğini göstererek, vatan sevgisinin sınırlarının ne kadar geniş olabileceğini ve bayrakların görsel benzerliğinin de vatan sevgisini ifade edebileceğini düşündürüyor. Fotoğrafta iki farklı manzara var. Sol tarafta kırmızı çiçekli bir vadi ve vadide sırtı dönük duran bir kişi, sağ tarafta ise yine kırmızı çiçekli bir vadi ve vadide sırtı dönük duran bir kişi var. Bu iki manzara arasındaki fark, sol taraftaki kişinin daha küçük ve uzakta olması. Şaka, "Bastığın yerleri toprak! diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatani. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktir atani; Verme, dünyalari alsan da, bu cennet vatani" sözlerine dayanıyor. Bu sözleri, fotoğraftaki küçük kişiye, büyük kişinin söylediği gibi yorumlanabilir. Yani şaka, küçük kişinin büyük kişinin ayağının altındaki toprağı görmezden gelip, büyük kişiyi küçümsediği şeklinde yorumlanabilir. Resimde, kırmızı ve beyaz renklerin oluşturduğu dalgalar görünüyor. Bu dalgalar, Türk bayrağının renklerine benzetiliyor ve yukarıda yazılı şiir, Türk milli marşının bir kısmı. Bu mizah, Türk bayrağını dalgalarla benzeterek milli gururu esprili bir şekilde gösteriyor. Şaka, Türk bayrağını günlük hayatta karşılaşılan şeylerle ilişkilendirerek, onu daha yakın ve ilişkilendirilebilir hale getiriyor. Bu resimde iki farklı resim parçası var. Bir tanesi, kırmızı tonlarında, dalgalanan bir bayrak gibi görünen bir görüntü. Diğeri ise, kırmızı bir daire içinde bir şehir silüeti var. Resimlerin altındaki yazı ise, "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkımа bir gül… ne bu şiddet bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl, Hakk’ıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl." şeklinde. Şaka, resimde kullanılan renklerin, Türk bayrağının renklerine benzemesi ve yazının da İstiklal Marşı'nın sözlerinden alıntı olması. Resim, İstiklal Marşı'nın sözleri ile Türk bayrağını birleştirerek, görsel bir mizah yaratıyor. Resimde, kırmızı ve turuncu renklerle boyanmış iki gökyüzü manzarası var. Gökyüzünde, kırmızı bulutlar ve güneşin batışı görülüyor. Resmin altında, Türkçede "İstiklal Marşı'nın yapay zekada nasıl bir izlenim yaratacağını merak edip kıta kıta görsele çevirdim." diye yazan bir yazı var. Bu resimdeki espri, Türk milli marşının "Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak." sözlerini, bir AI'nın görsel olarak nasıl yorumlayabileceğine dair bir mizah unsuru kullanıyor. Görsellerin kırmızı ve turuncu renkleri ve güneşin batışı, marşın sözlerindeki vatan, özgürlük ve umut gibi temaları çağrıştırıyor. Ancak, bu görsel yorumlama, marşın sözlerinin asıl anlamından farklı bir şekilde yorumlanmasına neden oluyor, böylece bir espri yaratılıyor. Resimde iki farklı sahne gösteriliyor. Sol tarafta yanmakta olan bir şehir ve bir adamın arkası dönük olarak durduğu şekilde görülüyor. Sağ tarafta ise tek başına duran ve önünde kıvrılarak giden bir yol görünen bir adam bulunuyor. Şaka şu: Sol tarafta, "Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar; Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar, "Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?" diye düşünüyormuş, sağda ise aslında medeniyetin tek dişi kalmış canavar olduğu gösterilmiş. Yani "Medeniyet" olarak gördüğümüz şey aslında "Medeniyetin tek dişi kalmış canavar" olarak karşımıza çıkmış. Resimde iki farklı yapı var. Soldaki yapı, etrafında altın rengi bir halo ile çevrili, detaylı bir şekilde inşa edilmiş bir cami gibi görünüyor. Sağdaki yapı ise yüksek bir duvarla çevrili, içeriye bakışı engelliyor. Bu resimde yapilan şaka ise, sol taraftaki yapının bir cami olmasına rağmen, sağ taraftaki yapının sadece duvarları gösterilip içeriye bakış engellenmiş. Bu durum, sağ taraftaki yapının camiye benzemesine rağmen içeriye bakışın engellenmesiyle, camiye girilmesinin yasaklanmış bir yer olduğu ima ediliyor. Bu durum, camiye karşı yapılan önyargıları ve negatif imajları çağrıştırıyor. Resimdeki mizah, sağdaki yapının içeriye bakışın engellenmesiyle, cami olmasına rağmen cami olmaması üzerine kurulu. Bu durum, camiye karşı yapılan önyargıları ve negatif imajları eleştirel bir şekilde sergiliyor. Resimde iki farklı resim var. İlk resimde başı olmayan zırhlı bir savaşçı, ikinci resimde ise başı olan aynı savaşçı var. Resimlerin altında ise "Arkadaşlar! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın... Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın." yazıyor. Bu bir mizah çünkü resimdeki savaşçının başı olmaması, başı olmayan kişinin ülkesi için savaşmaya hazır olduğunu gösteriyor. Ancak başı olan savaşçı, "yarın belki gelecek" diyerek savaşmaktan kaçınıyor. Başsız olmanın bile daha iyi olduğu bir durum olduğu ironik bir şekilde gösteriliyor.


İçerik ekle

Template seç, yazını yaz, kepsi siteye gönder.

Keps yap →

💬 Son Yorumlar